13/8/2008
Tarihi Ticaret Yolları
Baharat Yolu
Eski çağlarda

Uzakdoğu'yu Batı'ya bağlayan ticart yollarından biridir. Diğeri İpek Yolu'dur. Baharat günümüzden binlerce yıl önce Doğu ülkelerinde kullanılıyordu. Orta Çağ Avrupa'sında soyluların sofralarına da girince çok önemli bir ticaret ürünü haline geldi

ama pahalı olması nedeniyle ancak varlıklı kimseler satın alabiliyordu. Aslında tarçın

kakule

zencefil ve zerdeçal satışına dayanan baharat ticaretini Çinliler İsa’dan önce başlatmıştı.
Baharat

Doğu’dan Avrupa'ya iki ayrı yoldan gelirdi. Bunlardan biri Orta Asya üzerinden geçen İpek Yolu'ydu. Ama İpek Yolu asıl olarak eskiçağlarda Çin ipeğinin Roma’ya taşındığı yoldu. Öbür yol ise

Hindistan ve Seylan'dan (Sri Lanka) Kızıldeniz'deki Akabe Körfezi'ne

Yemen kıyılarına ya da Basra Körfezi'ne gelen denizyoluydu. Bu kıyılardaki limanlarda gemilerden boşaltılan baharat karayoluyla Fenike ve Filistin kıyılarına

Mısır'da İskenderiye'ye ve Karadeniz'e ulaştırılırdı. Sonra gene denizyoluyla Avrupa'ya taşınırdı.
Baharat ticareti uzun yıllar Venediklilerin elindeydi. Avrupalılar 15. yüzyılın sonlarında Venedik’in egemenliğini kırmak amacıyla

baharat üreten ülkelere doğrudan ulaşmanın yollarını aradılar. Sonunda Vasco da Gama 1498'de Ümit Burnu'nu dolaşarak Hindistan yolunu açtı. Kristof Kolomb Batı Hint Adaları'na

Macellan Güney Amerika'yı dolaşarak Doğu Hint Adaları'na vardı. Böylece baharat üreten ülkelere yeni yollar açıldı. Bunun sonucunda baharat ticaretinde Venedik tekeli kırılırken

tarihsel Baharat Yolu da önemini yitirdi.
İpek yolu Avrupa

doğunun kaliteli ipek ve baharatı ile tanışınca

bu ürünlere büyük bir talep doğmuş ve "İpek Yolu" olarak adlandırılan tarihi ticaret yolları yapılmıştır. Çin'in en uç noktasından başlayıp Anadolu'nun çeşitli yerlerinden geçerek İstanbul'da birleşen ve oradan da Avrupa'nın içlerine giden bu yol boyunca

yükleri taşıyan kervanlar sadece ticaretin gelişmesini değil

Asya ile Avrupa arasında günümüzde de izleri görülen kültür alışverişini de sağlamıştır.
Ortaçağda İpek Yolu

Antakya'dan başlayıp

Gaziantep'ten geçerek İran ve Afganistan'ın kuzeyinde Pamir Ovası'na kadar uzanmaktadir. Ayrıca

Anadolu'da Güneydoğu Bölgesi'nde bulunan Gaziantep ve Malatya'yı geçip

Trakya üzerinden ve Ege kıyılarında İzmir

Karadeniz'de Trabzon ve Sinop

Akdeniz'de ise Alanya ve Antalya gibi önemli limanlar üzerinden Avrupa'ya ulaşırdı.

İpek Yolu Köprüsü
Kral Yolu Kral Yolu veya tam ismi ile Pers Kral Yolu

Pers İmparatorluğu Kralı Darius I zamanında M.Ö. 5. yüzyılda yapılmış olan bir antik anayoldur. Darius yolu büyük imparatorluğunu boyunca Susa'dan Sardis'e kadar hızlı ulaşımı kolaylaştırmak için yapmıştır. Bu kuryeler yedi günde 2.699 kilometre seyahat edebiliyorlardı. Yunanlı tarihçi Herodotus'un yazdığı

"Dünya'da Persli kuryelerden daha hızlı seyahat eden başka bir şey yoktur" cümleleri ile onları övmektedir. Benzer bir şekilde

"Ne kar ne yağmur ne sıcaklık ne de gecenin karanlığı onların görevlerini yapmalarına engeldi" cümlesi ise bu kuryelerin gayri resmi sloganlarıydı.
Yolun seyri Herodotus'un yazılarından

arkeolojik araştırmalardan ve tarihi kayıtlardan yararlanılarak yeniden yapılmıştır. Batıda Sardis'ten başlayarak (Türkiye'de İzmir'in 95 km kadar doğusunda)

doğuya doğru şu anki Türkiye'nin orta kuzey kısmından Asur'un başkenti Nineveh'a (şu anki Musul

Irak) varmaktadır

daha sonra Babil'in (şu anki Bağdat

Irak) güneyine geçmektedir. Babil'in yakınından

yolun iki ayrı yola ayrıldığı düşünülmektedir

bir tanesi kuzeybatıya daha sonra batıdan Ecbatana ve oradan da İpek Yolu ile beraber gitmektedir

diğer yol ise doğuya devam ederek Pers başkenti Susa'ya (şu anki İran) ulaşmaktadır ve daha sonra güneydoğudan Persepolis geçmektedir.
İpek Yolu üzerinde Kurulan Ünlü Ticaret Merkezi (Kars)
19/6/2008
1.)ANAV KÜLTÜRÜ:
Anav, Batı Türkistan'da Aşkabad'ın (Türkmenistan) yakınında bulunan küçük bir kenttir. Anav Kültürü, adını bu küçük Anav kentinden alır. Anav'da yapılan kazılarda, MÖ 4500 yıllarına değin uzanan kalıntılar bulunmuştur. Orta Asya'nın en eski kültürü, Anav Kültürü'dür. Bu dönem insanlarının tarım ve hayvancılıkla uğraştıkları, dokuma, seramik, madenden araçlar ve süs eşyaları yaptıkları anlaşılmıştır. Anav insanları koyun, keçi, sığır, deve, köpek gibi hayvanları da besliyorlardı.
Anav Kültürü, kimi Türkbilimciler tarafından Proto Türk (Ön Türkler, İlk Türkler) kültürü ile ilişkili olarak kabul edilir. . Anav kalıntılarında ele geçen yakılmış cesetlerin kafataslarının brakisefal olmasını da -Anav'ın Proto Türkler'le olan ilgisi bakımından- belirtmek gerekir.
2.)AFANASYEVO KÜLTÜRÜ:
Afanasyevo Kültürü, Altay-Sayan dağlarının kuzeybatısındaki bozkırlarda gelişmiştir. Afanasyevo Kültürü'nü yaratan insanlar avcı ve savaşçı bir topluluktu. At ve deve gibi hayvanları evcilleştirmişlerdi. Koyun besliyorlar, bakırı kullanmasını biliyorlardı.
. Altaylar'da gelişen bu kültür, geniş bir bölgeyi etkileyerek Orta Asya Uygarlığı'nın temelini oluşturmuştur. Afanasyevo Kültürü, MÖ 2500 ile MÖ 1700 yılları arasında varlığını sürdürmüştür. Afanasyevo Kültürü, Türkler'in en eski kültürüdür. Çakmak taşından ok uçları, kemik iğneler ve ilk bakır bizler, bıçaklar, bakır tellerden yapılmış küpeler, türlü biçimdeki süs eşyaları ile maden işleme araçları da ele geçirilmiştir.
Bu kültür, gerçekte Cilalı Taş Çağı'ndan (neolitik) Bakır-Taş Çağı'na (kalkolitik) geçişi temsil eder. . Ayrıca Asya'da ilk At kalıntıları da Afanasyevo Kültürü ile onun bir gelişmesi ve devamı olan Andronovo Kültürü'nde görülmektedir. Afanasyevo-Andronovo kültür çevresi içinde yer alan Kapanda-yüs bölgesinde, MÖ 3. binin sonlarına ait mezarlardan, ağızlarında demir gem izleri taşıyan at iskeletleri bulunmuştur.
3.)ANDRONOVO KÜLTÜRÜ:
Adını Yukarı Yenisey'deki Andronovo sitesinden alan Andronovo Kültürü, MÖ 1700-1200 yılları arasında Minusinsk ve Altaylar'dan Ural dağları ile Hazar denizinin kuzeydoğusuna değin yayılmış olup Afanasyevo Kültürü'nün daha gelişmiş biçimidir. . Bu kültürde at, binek ve yük hayvanı olarak kullanıllıyordu. Yeşim taşından süs eşyaları yapılıyor, bakırın üzeri altınla kaplanıyordu. Sofra, savaş ve süs araçları, hayvan figürlü kaplar dikkat çekici güzellikteydi. Bunlar tunçtan ve altından yapılmıştı. Bu kültür, daha sonraları Batı Türkistan ile Altay dolaylarına değin yayılmıştır.
Andronovo Kültür sahası (Altay-Sayan dağlarının güneybatı düzlükleri), Türk Bozkır Kültürü'nün geliştiği bölgedir. Afanasyevo Kültürü ile onun devamı olan Andronovo kültürünü yaratan insanlar, Türkler'in ilk ataları olarak kabul edilir (Proto Türkler). Proto Türkler, göçebe ve savaşçı bir kavimdi. Oluşturdukları sanatın kendine özgü nitelikleri vardı. Özellikle, Hayvan Üslûbu adı verilen, stilize edilmiş hayvan figürlerini çeşitli eşyalar üzerine uygulamışlardır. Çizilen bu hayvan motifleri, gelişmiş bir sanatın varlığını kanıtlaması bakımından önemlidir. Çıkan arkeolojik kalıntılardan anlaşıldığına göre, Andronovo Kültürü zamanında Altaylar'da güçlü ve zengin bir toplum yaşamı vardı. Tunç ve altın eşyalar ilk kez bu kültürde görülmüştür. Andronovo insanları, at ve koyunun yanında deve ve sığır gibi hayvanları beslemeyi de biliyorlardı.
. MÖ 1700 tarihinden başlayarak Orta Asya'da göçebe ve savaşçı bir kavime ilişkin kültür yavaş yavaş egemen olmağa başlar ve Andronovo Irkı iki yüzyıl içinde Altaylar ile Tanrı dağlarını kaplar. Andronovo İnsanı diye adlandırılan bu ırk, Türk ırkının proto tipini teşkil eder. Brakisefal, beyaz ve savaşçı bir ırk olan Andronovo Irkı'nın (Türk Irkı) -Rus arkeologlarının son saptamalarına göre- özellikleri şöyle idi: Koyu renkli saç, buğday ten, brakisefal kafa, orta boy, değirmi yüz, mongoloid olmayan hafif çekiğimsi (badem) göz. Bu ırk, Taş Devri'nin ilk çağlarından beri Altay-Sayan dağlarının güneybatı bölgesinde (aşağı yukarı Minusinsk - Tuva - Abakan bozkırları) yaşamakta idi.
Andronovo döneminde, Altaylar'da güçlü ve zengin bir toplum yaşamı vardı. Bakır ve tunç yapıtların üzeri tümüyle ya da kısmen altın plakalarla kaplanıyordu. Altaylılar, sanat geleneklerinde oldukça muhafazakar idiler. Nitekim bu çağdaki çanak çömlek biçimlerinde hala Afanasyevo çağının etkileri sürmekteydi; mezar gelenekleri de aynıydı. Altaylar'da ırkların değişmemesi, bu muhafazakarlığa olanak tanımıştır.
Koyun, sığır ve at yetiştiriciliğinin (sonraki devirlerdeki Türkler'de olduğu gibi) yaygın olduğu Andronovo Kültürü'nde mezarlar kurgan biçimindeydi. ). Bu kültürün taştan yapılmış kaşıkları, ok uçları, kemik iğneleri, tek parça kabzalı hançerleri ve baltaları, delikli ok uçları, inci ve küpe gibi süs eşyaları başlıca yapıtlarıydı. Sibirya'da altın eserlere de ilk kez bu zamanda rastlanmaktadır. Artık bu çağda at, sığır, koyun gibi evcil hayvanların yanında deve de yer almaktaydı. Bu dönemde at, binek ve yük hayvanı olması yanında, eti yenilen bir hayvan olarak da önem taşıyordu. Andronovo Kültürü Altaylar'da MÖ 1200-700 arasında görülmeğe başlar.
Asya'da ilk at kalıntıları Afanasyevo Kültürü ile onun bir gelişmesi ve devamı olan Andronovo Kültürü'nde görülmektedir. Afanasyevo-Andronovo Kültür çevresi içinde yer alan Kapanda-yüs bölgesinde, MÖ 3. binin sonlarına ait mezarlardan, ağızlarında demir gem izleri taşıyan at iskeletleri bulunmuştur. Andronovo döneminde Türk sanat tarihi açısından en önemli olan unsur, madenciliğin büyük bir ilerleme göstermesidir. Bu dönemde bakır, demir, altın ve kalay çeşitli eşyalarda, özellikle sanat yapıtlarında kullanılmıştır. Bu durum, özellikle Kök Türk çağında Altay'ın Demircileri olarak tanınacak Türkler için oldukça önemlidir.
4.)KARASUG KÜLTÜRÜ:
Andronovo Kültürü'nün devam ettiği sırada Kögmen dağları, Uluğ Kem, Kemçik, Abakan, İrtiş ve Kem/Yenisey nehirleri çevresinde, yani Afanasyevo ve Andronovo Kültürleri gibi aynı bölgede, Minusinsk'te Karasug Kültürü ortaya çıktı.
Karasug Kültürü MÖ 700 yıllarından başlayarak Sibirya bölgesine, Baykallar'a, Moğolistan ve Yedisu havzalarına yayılmıştır. Yenisey nehrinin kollarından biri olan Karasuk ırmağından adını alan Karasug Kültürü döneminde demir işlenmeğe başlandı. MÖ 1300-700 yılları arasında görülen bu kültürde demirin işlenerek çeşitli eşyalar yapılması, dünyada ilk kez bu kültür çevresinde görüldü. Demir Avrupa, Çin ve Hindistan'da ancak yüzyıllar sonra kullanılmıştır.
Karasug Kültürü'nde insanlar keçeden çadırlarda yaşıyorlar, dört tekerlekli arabalar kullanıyorlardı. Taşlar üzerine yapılmış resimlerde arabalı çadırlar görülüyordu. Bu kültüre mensup olanlar at, deve, koyun ve sığır besliyor, onların yünlerinden kumaş dokuyor, giysi dikiyorlardı.
Yeni yapılan ölçümlere göre, Karasug Kültürü'ne ait kafatasları brakisefal yapıdaydı. Karasug Kültürü, kendisine mensup antropolojik tiplerin bulunduğu alanlardan çok daha geniş bir bölgeye yayılmıştı. Bu kültür, Andronovo Kültürü'nün birçok özelliğini sürdürmüş olup kendisinden sonraki Tagar Kültürü'nde de derin izler bırakmıştır.
Karasug Kültürü'nün yayıldığı bölgelerde, mesela Yenisey kaya resimlerinde, Kem vadisinin batısı, Sibirya, Çungarya, Kögmen vb bölgelerde görülen Tagar ve Taştık kaya resimlerinde Türkler'in atalarına ilişkin pek çok şey bulunmaktadır.
5.)TAGAR KÜLTÜRÜ:
MÖ 700 - MS 100 yılları arasında Kögmen dağları, Kem, Kemçik, Uluğ-Kem ve Abakan ırmakları çevresinde ortaya çıkmıştır. Hayvan Üslûbu'nun artık gelişmiş bir biçim aldığı bu devirde, mezarlardan çeşitli araçlar, at koşum takımları, keramikler çıkarılmıştır. Tagar Kültürü'ndekine benzer eserlere Çin'den Karadeniz'in kuzeyine kadar olan çok geniş bir bölgede rastlanıyordu.
Karasug Kültürü'nün yayıldığı bölgelerde, mesela Yenisey kaya resimlerinde, Kem vadisinin batısı, Sibirya, Çungarya, Kögmen vb bölgelerde görülen Tagar ve Taştık kaya resimlerinde Türkler'in atalarına ilişkin pek çok şey bulunmaktadır.
6.)TAŞTIK KÜLTÜRÜ:
Taştık Kültürü, MÖ 300 - MS 400 yıllarına ait olup Kögmen dağları, Kem (Yenisey), Kemçik, Uluğ-Kem, Abakan ırmakları çevresinde ortaya çıkmıştır. . Bu kültürün yaratıcıları MÖ 300 yıllarına doğru bölgeye gelen kagnılı Türk boylarıdır. Tagar Kültürü'nü Taştık Kültürü durumuna yükselten ve geliştiren bu boylar kısa sürede bu kültürü bölgedeki öteki Türk boylarına yaymışlardır.
Cenazeler mezarlara, Kiseleff'in portre tabir ettiği maskelerle birlikte konuluyordu. Kiseleff, bu maske tiplerini üç kümeye ayırmaktadır:
1. Hafif çıkık elmacık kemikli geniş yüz, etli dudak, sert bakışlı gözler, ileri doğru çıkık çene ve ince-kavisli-uzun burun.
2. Geniş yüz, etli dudak, sert bakışlı gözler, dik burun.
3. Hafif çıkık elmacık kemikli ince ve uzun yüz, ince dudak, sert bakışlı gözler, mutedil çeneler, minyatürümsü dik burun.
Afanasyevo ve Andronovo kültürlerinden itibaren başlayan Proto Türk sanatı, özellikle Tagar ve Taştık dönemlerinde büyük gelişmeler göstermiştir.