İslami el yazmalar için yeni dijital kütüphane

2/5/2009
n mükemmel kitap koleksiyonuna sahip olan Princeton Üniversitesi, âlimlerin yararlanması için 200 İslami el yazma eserin yer aldığı dijital bir kütüphane oluşturdu.

 

Bu 200 kitap üniversite kütüphanesinin nadir kitaplar ve özel koleksiyonlar bölümünde bulunan Arapça, farsça, Osmanlıca ve İslam dünyasının diğer dillerinde yazılmış 9 bin beşyüz eser arasından seçildi. Princeton dünyanın en mükemmel kitap koleksiyonuna sahip.


El yazmalarının dijital ortama aktarılması, 2005 yılında Davud. A Gardner’in 69 en harika projesi desteğinde başlatılan İslami Kataloglama ve Dijitalleştirme Projesi'nin en önemli ayağını oluşturuyor.

Sonuç olarak bütün el yazma eserler online olarak kataloglanacak ve her bir kitap hakkında bibliyografya ve tanıtıcı bilgiler verilecek. Böylece okuyucu kitabın kopyasını sipariş etmekle bizzat kütüphaneye gitmek arasında karar verebilecek.



Kütühanenin müdürü Don Skemmer; “İslami el yazmaları kataloglaması ve dijital ortama aktarılması projesi zengin kitap koleksiyonuna ulaşmak ve bütün dünyada kullanılmasını sağlamak hedefleniyor. Projenin uluslarası hoşgörü ve paylaşımcılığa katkı sağlayacağını ve bir jest olarak değerlendirileceğini umuyoruz” dedi.

1943 Yakın Doğu Araştırmaları Üniversitesi profesörü ve önde gelen bir İslam uzmanı olan Michael Cook “Princeton Üniversitesi Kuzey Amerika’daki araştırmacıların yararlanabileceği Arapça ve diğer dillerde tam 9500 el yazması eserden oluşan bir kütüphaneye sahip. Fakat Avrupalı ve İslam dünyasında yaşayan araştırmacılar için yeterince yakın değil. Bu koleksiyondaki kitapların çogu kataloglarla tanımlanmış ve isteyenler bunların mikro-filmlerine ulaşabiliyor. Mikro-filmler ise yeterince güzel görüntü vermiyor. Bu proje birçok kitabın taranmış görünümünü internete aktararak isteyenlerin kullanımına sunacak. Böylelikle en azından bazı matbu eserler dijital ortamda yüksek kalite ile kullanıma sunulabilecek" diye konuştu.

El yazma eserlerin yaklaşık üçte ikisi 1897 yılında Princeton’da öğrenci olan Robert Garett tarafından 1942 yılında üniversiteye hibe edilmiş. Kütüphane o zamandan bu yana bu koleksiyonu geliştirmeye çalışıyor.

Dijital ortama aktarılan bu eserler erken İslami dönemden Osmanlı devletinin çöküşüne kadar süren dönemi kapsıyor. Bu eserler batıda ispanyadan kuzey Afrika doğuda ise orta doğudan Hindistan ve Endonezya'ya kadar yayılan geniş bir coğrafyada kaleme alınmış.

Kitapların teması ise tarih, biyografi, felsefe, mantık, ilahiyat da dâhil, hukuk, dil, edebiyat, kitap sanat, büyü, gizli bilimler, astroloji, astronomi, matematik, tıp, maneviyat ve İslam dünyasının entelektüel yaşamın diğer yönlerini kapsıyor.

Dijital kütüphane nadir ve benzersiz akademik araştırma konularını içeren metinlerin yanı sıra, muhteşem bir 18. yüzyıl Pers ve Babur minyatürlerini ve hat sanatını içeren bir albümü de kapsıyor.

Princeton üniversitesi gelecekte dijital kütüphaneye, online bibliyografik açıklamalarda içeren daha fazla el yazma eseri aktarmayı planlıyor.timeturk

kaynak: http://www.tarihim.org/icerik/26-islam/394-slami-el-yazmalar-icin-yeni-dijital-kuetuephane-.html

Osmanlıda Ramazan Nasıl Geçirilirdi?

31/8/2008
Osmanlı'da Ramazan nasıl geçirilirdi?
Son yıllarda Ramazanlar’da şatafatlı iftar ziyafetleri yapmak gelenek hâline geldi. Osmanlı'da Ramazan'ın 'yükü' Veziriazamlar'ın üzerindeydi.

Erhan AFYONCU yazdı...

Sokollu Mehmed Paşa bile iftar davetlerinin altından kalkamamıştı

Son yıllarda Ramazanlar’da şatafatlı iftar ziyafetleri yapmak gelenek hâline geldi. Aslında bu geleneğimiz çok eski. Ancak dünyanın en büyük imparatorluklarından biri olan Osmanlı Devleti’nin veziriazamları bile iftar davetlerinin masrafından perişan olmuşlardı.

Bu gece bağış ayı olan on bir ayın sultanı Ramazan başlıyor. Ramazan, günahlardan kurtulma ve sevap kazanma ayıdır. Sahuruyla iftarıyla, içerisine girilen manevi havasıyla Ramazan günümüzde olduğu gibi tarih boyunca çok farklı bir ay oldu.

PROTOKOL DEVLETİ

Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan itibaren resmi teşrifat, yani protokol kuralları gelişmişti. Neyin ne zaman ne şekilde yapılacağı çok ince kurallara bağlanmıştı. Ramazan ayı geldiğinde gelenekleşmiş kurallara göre bu ayda yapılan faaliyetler vardı. Bunların en önemlilerinden biri veziriazamın, yani dönemin başbakanının iftar davetleriydi. Fakat Osmanlı döneminde iftar davetleri günümüzde olduğu gibi Ramazan’ın ilk günüyle birlikte başlamazdı. İnsanların vücutlarını ve psikolojilerini oruca hazırlamaları, ayrıca Ramazan’ın ilk günlerini aileleriyle birlikte geçirmeleri için davetler Ramazan’ın dördünden sonra başlardı.

Veziriazam ve diğer üst düzey devlet adamları, Ramazan’ın dördünden itibaren âlimleri, bürokratları ve askerin ileri gelenlerini protokol kurallarına göre iftara davet ederlerdi.

İFTAR DAVETLERİ

İftar davetlerinin en önemlisi veziriazamın hükümet merkezinde vereceği ziyafetlerdi. Veziriazamın davetine katılacak devlet adamlarının listeleri düzenlenerek padişahın onayına sunulurdu. Davetlere ilk çağrılanlar âlimlerdi. Ramazan’ın dördüncü gününde padişahlar tarafından yaptırılmış olan camilerin şeyhleri, beşinci gününde şeyhülislam, altıncı gününde Rumeli ve Anadolu kazaskerleriyle, Peygamberimiz’in soyundan gelenlerin kayıtlarını tutan nakibüleşraf veziriazamın davetine katılırdı. Daha sonra ordunun ve bürokratların önde gelenleri makamlarına göre tespit edilmiş günlerde veziriazamın sofrasında iftar yaparlardı. Herkesin iftarlara geliş ve ayrılışları törenle olurdu.

Davetler Ramazan’ın 24’ünde sarayda padişaha hizmet eden mirahurlar, bostancıbaşı ve kapıcılar kâhyasına verilen iftar yemeğiyle sona ererdi. Bu arada veziriazamın iftar davetine katılanlar daha sonraki günlerde şeyhülislam ve diğer vezirlerin ziyafetlerine giderlerdi. Ramazan’ın 25’i boş geçirilir, daha sonra Ramazan’ın son günleri devlet adamlarının birbirlerini bayram tebriki ziyaretleriyle geçerdi.

Osmanlı padişahları ise iftarlarını genelde sarayda yaparlardı. Padişahların saray dışında iftar yapmaları istisnai bir durumdu. 19. yüzyılda padişahlar nadiren de olsa veziriazamlara veya ulemadan birine haber vermeden iftara gittiler.

Padişahlar, 19. yüzyılın sonlarına doğru devlet adamlarına ve ordu mensuplarına iftar yemeği vermeye başladılar. Özellikle, Sultan İkinci Abdülhamid askerleri ve öğrencileri Yıldız Sarayı’nda iftara davet ederdi. Padişahın Ramazan dolayısıyla tertiplemiş olduğu iftar yemeğine katılan subay ve askerlere ayrıca para da verilirdi.

SOKOLLU KARA KARA DÜŞÜNDÜ

Veziriazamlar, ramazan aylarında devlet ileri gelenlerine günlerce iftar ziyafetleri vermelerinin yanı sıra padişaha, valide sultana, harem ağasına, sarayın üst düzey memurlarına, şeyhülislama ve ulemanın önde gelenlerine “iftariyelik” denen hediyeler gönderirlerdi.

Ramazan ayında herkesin mutfak masraflarında artış olurdu. Ancak en büyük artış veziriazamın harcamalarıydı. Kanuni Sultan Süleyman, İkinci Selim ve Üçüncü Murad dönemlerinde 1564 ile 1579 yılları arasında 15 yıl veziriazamlık yapan Sokollu Mehmed Paşa zamanında iftar ziyafetlerinin altından kalkılamayacak dereceye gelmiş bir masraf kapısı olduğu fark edildi, ancak bir çare de bulunamadı. Dönemin tarihini yazan Selanikî, iftar ziyafetleri için “yıldan yıla terk olunmaz eski bir âdettir, büyük ziyafet ve aşırı masraftır” diye durumu tenkit etmişti.

RAMAZAN’IN BAŞLANGICINI BİLDİREN MÜKÂFATLANDIRILIRDI

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ramazan’ın ne zaman başlayıp biteceği şimdiki gibi aylar öncesinden belli olmazdı. Astronomi bugünkü kadar gelişmediğinden Ramazan’ın başlangıcını belirlemek için insanlar açıklık yerlerde gökyüzüne takip ederek yeni ayın doğuşunu beklerlerdi.

Yüksek yerlere gönderilen devlet görevlilerinin veya halktan bazı insanların hilalin göründüğünü, yani yeni Ay’ın doğduğunu bildirmesiyle Ramazan başlardı. Hilali görmek yetmezdi, şahit de istenirdi. Hilali görenler hemen şahitlerini de bularak mahkemeye giderek durumu bildirirlerdi. Bu konuda iki kişinin şahitliği gerekirdi. Durum araştırılır, denilen doğru çıkar da Ramazan’ın başladığına veya bitip de bayram olduğuna karar verilirse haberi getirenler ve şahitler yüklü miktarda ödül alırlardı.

Ramazan ayının başlangıç ve bitişini, Kadir gecesinin ne zaman olduğunu tespit etmek İstanbul Kadısı’nın göreviydi. Onun görevlendirdiği insanlar özellikle minarelerden hilali gözetlerlerdi. Hilali gördüklerinde şahitleriyle birlikte kadının huzurunda mahkeme kurulurdu. Hilali görenler ‘şu saatte gördüm. Bu gece Ramazan’ın başlangıcıdır. Şahadet ederim’ dedikten sonra şahitlerin de ifadeleri ile durum kesinleşince Ramazan başlamış olurdu. Bütün bu işler gizlilik içerisinde yapılır durumla ilgili bir bilgi dışarıya sızdırılmazdı. Bu sırada Ramazan’ın başladığını halka duyuracak mahyacılar mahkemenin dışında beklerlerdi.

Ramazan’ın başlangıcı bu şekilde tespit edildikten sonra durum Bâbıali’ye, oradan da padişaha bildirilirdi. Padişahın onayından sonra Ramazan’ın başladığı halka duyurulurdu. Cami minarelerinde kandillerin yakılması durumun halka ilânıydı.

31.Ağustos.2008 01:08:46 samanyoluhaber
« Önceki ::


Blogcu ile yapıldı


Sitetistik