Yakınçağda Bilim
On Sekizinci Yüzyil'da Bilim
(Aydinlanma Dönemi)
Aydinlanma, insanin kendi akli ve deneyimleri ile geleneksel görüsler ve ön yargilardan kurtulmak ve akla dayanarak, dünyayi kavramak düzenlemeye çalismaktir. Bu anlamda Aydinlanma Çagi insan aklinin bagimsiz olmasi gerektigi düsüncesine dayanir. Öyleyse benimsenmesi gereken tavir inanmak degil, bilmek olmalidir.
Bu genel belirlemeden anlasildigi üzere, burada sorgulanmak istenen insan varliginin anlami ve bu Dünya'daki yeridir. Nitekim Aydinlanma'nin geleneksellesmis bir tanimini veren Kant'a göre Aydinlanma, insanin kendi kusurlari sonucu düsmüs oldugu olumsuz durumdan, yine kendi aklini kullanmak suretiyle çikma çabasidir. Gerçekte insan içinde bulundugu olumsuz duruma aklin kendisi yüzünden degil, ama onu gerektigi gibi kullanmayi bilmemesi yüzünden düsmüstür. Bu yönüyle Aydinlanma'nin, Ortaçag düsüncesine ve yasam anlayisina karsit bir dünya görüsü olarak ortaya çiktigi görülmektedir.
Aydinlanma'nin temel özelliklerinden birisi de, doga ile akil arasinda bir uygunluk oldugunu ve akilsal yapida olan bu dogayi aklin rahatlikla kavrayabilecegidir.
a. Doga ve Bilgi Felsefesi
Bu dönemde bilginin dogasina iliskin tartismalar yogunlasmis ve Tümevarim Yöntemi Hume tarafindan sorgulanmistir. Fransiz ansiklopedistlerinden D'Alembert ve Diderot gibi arastirmacilar Rönesans'tan bu yana üretilen yeni bilimsel bilgi birikimini, Ansiklopedi adli yapitta bir araya getirmeye çalismislardir.
b. Matematik
Bu dönemde Euler ve Lagrange integral ve diferansiyel hesabina iliskin on yedinci yüzyilda baslayan çalismalari sürdürmüs ve bu çalismalarin gök mekanigine uygulanmasi sonucunda fizik ve astronomi alanlarinda büyük bir atilim gerçeklestirilmistir. Mesela Lagrange, Üç Cisim Problemi'nin ilk özel çözümlerini vermistir.
* Leonardo da Vinci
Rönesans'in habercilerinin basinda gelen Leonardo da Vinci (1452-1519) sistematik bir egitim görmemis olmasina karsin, bilgi dagarcigini iyi gelistirmis ve bilim ve teknolojiye önemli katkilarda bulunmus ansiklopedik nitelikte bir bilim adamidir. Leonardo, öncelikle bir ressam olarak ad yapmistir; onun muhtesem yapitlari bazi kiliselerin duvarlarini; günümüzdeki önemli müzeleri süslemektedir. Ancak resim çalismalarini saglikli bir sekilde yürütebilmek için bir seri anatomi ve perspektif çalismalari yapmak ihtiyacini hissetmistir. Bu çalismalardan perspektifle ilgili olanini Leon Battista Alberti ve Pietro della Francesco gibi devrinin matematikçileriyle birlikte yürütmüstür. Bunlardan Francesco matematigin yani sira resimle de ilgilenmistir.
Diger yandan Leonardo, yapi bilgisine gereksinme duymus ve basta insan yapisi olmak üzere bazi canli yapilari kapsayan bir anatomi çalismasi yürütmüstür. Bu çalismalarinda enjeksiyon teknigini uygulayarak, yani dokular arasina kisa zamanda donan bir maddeyi zerkederek, yapiyi tespit edip, onu en ince ayrintisina kadar, en dogru sekilde belirlemeye çalismistir. Bu gayretleri sonucunda, özellikle kalp, mide, muhtelif damarlar ve kaslarin yapisini günümüze uygun olarak belirlemeyi basarmistir. Kalbin kapakçiklari ve hareketi üzerinde dikkatini yogunlastirarak, kalbin adeta bir tulumba seklinde çalistigini belirtmistir.
Leonardo anatomi çalismalarini karsilastirmali olarak yürütmüs, insanin anatomik yapisi ile muhtelif hayvanlarin anatomik yapilarini karsilastirmistir. Bunlardan biri de atlarin bacak ve ayak kemikleri ile insaninki arasinda yaptigi ilginç ve günümüzde de dogru olarak kabul edilen karsilastirmasidir.
Teknoloji ile ilgili olarak bazi projeler gelistiren Leonardo, kuslarin kanat ve kas yapisindan hareketle, insanlarin da belli bir düzenek sayesinde uçabilecegi anlayisini gelistirmis ve bu yolda bazi arastirmalar yapmistir. Ayni sekilde baliklar gibi, insanlarin da denizin altinda yasayabilecegini varsayan Leonardo'nun ilk denizalti projelerini gelistirdigi görülmektedir.
Leonardo bir ressam, bir bilim adami ve bir mühendistir; ancak o günlerde yaygin olarak kabul gören hümanizm görüsünü de desteklemis ve klasik Yunan düsünürlerinin ve yazarlarinin yeniden incelenmesi ve benimsenmesi gerektigini hararetle savunmustur. Ona göre bilim adamlari tipki Aristoteles ve Platon gibi, kendi düsüncelerini hiçbir etki altinda kalmadan gelistirmeli ve savunmalidir.
On altinci yüzyil bilimlerde otoritelerin yikildigi bir dönemdir; astronomide Batlamyus sistemi yikilirken, tipta Galen otoritesi son bulmustur.
c. Astronomi
Yakin dönem astronomi çalismalarinin genellikle üç alanda yogunlastigi görülmektedir:
1. Özellikle Herchell ve Halley'in yapmis olduklari gözlemler sonucunda Günes sistemine iliskin gözlemsel veriler artmistir.
2. Astronominin kuramsal yönünü olusturan ve elde edilen gözlemsel verileri degerlendirerek gökcisimlerinin hareketlerinin matematiksel açiklamasini veren dinamik astronomi gelismistir. Mesela Laplace, Günes sistemindeki bütün gezegenlerin hareketlerinin matematiksel olarak gösterilebilecegini öne sürmüstür.
3. Fizik ve kimya alanlarinda yapilan arastirmalar sonucunda elde edilen veriler dogrultusunda yildizlarin yapisini inceleyen astrofizik ve evrenin yapisini inceleyen kozmoloji gibi yeni bilim alanlari ortaya çikmistir. Özellikle astrofizikte Frounhofer ve Kirchoff'un, kozmolojide ise Kant ve Laplace'in yapmis oldugu arastirmalar çigir açici niteliktedir.
d. Fizik
Bu dönemdeki fizik arastirmalarinin özellikle elektrik konusunda yogunlastigi ve Gilbert ve Otto von Guericke'in ardindan, Du Fay, Franklin, Cavendish, Coulomb, Galvani, Ampere ve Volta'nin çalismalari sonucunda elektrigin bagimsiz bir fizik dali olarak ortaya çiktigi görülmektedir.
Ayrica, ses, isik, isi ve enerjinin dogasini açiklamaya yönelik çalismalar yogunlasmis ve bu fiziksel varliklar arasindaki iliskiler matematiksel olarak gösterilmistir.
Dalton, kimyasal tepkimeleri açiklamak için Atom Kurami'ni, Young ise isiga iliskin çagdas Dalga Kurami'ni gelistirmistir.
f. Biyoloji
Bu dönemde doga bilimlerinden botanik ve zooloji alanlarindaki çalismalar gelismis ve özellikle Darwin'in dedesi Erasmus Darwin ve Lamarck'in yapmis oldugu arastirmalar sonucunda, yeni bitki ve hayvan türlerinin olusumunu açiklamaya yönelik Evrim Kurami'nin temelleri atilmistir.
g. Cografya
Bu dönemde on besinci yüzyilda baslayan cografî kesifler, Cook 'un özellikle Antarktika ve Dünya'nin diger bölgelerine yapmis oldugu gezilerle tamamlanmistir.
h. Teknik
Bu dönemde Sanayi Devrimi'nin temelleri atilmis ve bu sayede üretime makinalar hakim olmaya baslamistir. Deniz ve kara araçlarinin yani sira, hava araçlari da gelistirilmistir. Montgolfier Kardesler'in bu alandaki çalismalari sonucunda havaciliga ve uzay çalismalarina giden yol açilmistir.
Kimyanin gelismesine bagli olarak madencilik ve :-):-):-):-)lurji sanayi de ilerlemis ve üretim biçimi ve buna bagli olarak ürün verimi köklü bir degisim geçirmistir. Ayrica tarimda da sanayilesme sürecine girilmistir.
B. On Dokuzuncu Yüzyilda Bilim ( Endüstri Devrimi ve Bilim )
Endüstri Devrimi Ingiltere’de buharli makinelerin kullanilmasiyla baslar. Insan ve hayvan gücü yerine buhar ve elektrik gücüyle çalisan fabrikalarin kurulmasiyla büyür.
Bu dönemin önde gelen özelliklerinden birisi bilimle teknolojinin yakinlasmaya baslamasidir. Özellikle bu yüzyilin ikinci yarisindan sonra, bilimsel bilgi birikimi, gündelik ihtiyaçlarin karsilanmasi maksadiyla teknolojinin hizmetine verilmis ve teknolojideki gelismeler yerlesik yasam biçimlerini degistirmeye baslamistir. Örnegin, kuramsal elektrik arastirmalarindan elde edilen sonuçlar, hemen elektrik dinamosu ve motoruna, telgrafa, telefona ve diger cihazlara dönüstürülmüs ve bunlarin yayginlasmasiyla Dünya yeni bir çehre kazanmaya baslamistir.
Bu dönemin en önemli gelismelerinden birisi, üretime yönelik arastirma laboratuarlarinin kurulmasidir. Bu laboratuarlarda gelistirilen ürünler, bunlara bagli olan fabrikalarda seri olarak üretilmis ve satisa sunulmustur. Özellikle ABD'deki sanayi atiliminda, gerek devlet ve gerekse özel tesebbüs eliyle kurulan dev arastirma laboratuarlari etkin rol oynamislardir.
Bilimlerle felsefenin birbirlerinden kesin sinirlarla ayrildigi bu yüzyilda, bilimlerde uzmanlasmanin basladigi ve bilgi üretiminin ivmesinin inanilmayacak boyutlarda arttigi görülmektedir. Artik daha önceki devirlerde oldugu gibi bilimin bütün sahalarinin bilinmesinin ve hattâ taninmasinin imkani kalmamis, bilim adamlari ögrenme ve arastirma faaliyetlerini bir ya da birkaç saha ile sinirlandirmaya baslamislardir.
Bu yüzyilda, çesitli alanlarda elde edilen bulgulara dayanarak büyük çapli bilimsel kuramlar dogmustur. Fizikteki termodinamik ve elektromagnetik kuramlari ile biyolojideki evrim kurami bir alanin sinirlarini asmis ve birçok uzmanlik sahasinda tartisilir hale gelmistir.
Dönemin en belirgin özelliklerinden bir digeri de, neredeyse Rönesans'tan beri beslenen bilim sevgisinin bu dönemde had safhaya ulasmasidir. Insanlar birbiri ardisira gelen bilimsel ve teknolojik gelismelerden büyük ölçüde etkilenmis, bilime büyük bir tutku ile baglanmis ve bilimin her sorunun çaresini bulacagina inanmislardir. Bu hayranlik ve iyimserlik, 20. yüzyilin ortalarina degin büyüyerek sürmüstür.
EVRIM KURAMI VE DARWIN ( Ek2)
C. Yirminci Yüzyilda Bilim ( Çagdas Bilim )
Yirminci yüzyili bilimsel gelismeler açisindan sicagi sicagina degerlendirmek bilim tarihçileri açisindan oldukça güçtür. Bunun nedenlerinden birisi, bilimlerdeki gelismelerin henüz tamamlanmamis olmasi ve henüz önemi kavranamayan bazi buluslarin ileride yaratabilecekleri büyük gelismeleri bugünden kestirmenin oldukça güç olmasidir. Dolayisiyla önemsiz olani önemli olanin önüne alma gibi bir hatanin yapilma olasiligi vardir. Ancak fizikteki Kuantum Kurami ile Görelilik Kurami'nin ve astrofizikteki Büyük Patlama Kurami'nin bu dönemin en önemli buluslari oldugunu söylemek mümkündür.
EINSTEIN Devrimi ( Özel Relativite Teorisinin Dogusu ) ( Ek3)
KUANTUM TEORISI ve Atom Fiziginin Dogusu ( Ek4)
a. Doga ve Bilgi Felsefesi
On dokuzuncu yüzyildan itibaren bilimde ortaya çikan olaganüstü gelismeler, bilimin kendisini de felsefî bir sorun haline getirmis, bilimin kavramlarini ve yöntemini, felsefî açidan anlamak ve anlamlandirmak üzere çesitli görüsler ileri sürülmüstür.
Bilimsel alanlari ürün ve etkinlik açisindan degerlendirme çalismalari yapilmis ve özellikle bilimsel kuramlarin mantiksal yapilari bakimindan tutarliliginin denetlenmesi ve bilimsel önermelerin yapi ve içerik açisindan tasimasi gereken özelliklerinin bir standarda baglanmasi gerektigi savunulmustur.
Bilimi etkinlik açisindan ele alan çalismalarda ise özellikle kuram seçiminin hangi ölçütlere göre yapilmasi gerektigi tartisilmistir. Yeni Pozitivizm veya Viyana Çevresi bilim önermelerinin dogruluk degerlerinin Dogrulama Ilkesi açisindan belirlenmesi gerektigini savunurken, Popper ise Yanlislama Ilkesi'ne göre belirlenmesi gerektigini vurgulamistir. Bilimi bir etkinlik olarak gören Kuhn ise, bilimsel gelismenin ayni zamanda bilim topluluklarinin sosyal yapisiyla da ilgili oldugunu vurgulayarak, bilimin felsefî boyutunun yaninda sosyolojik boyutunun olduguna da dikkat çekmistir.
b. Matematik
Bu dönemde matematige daha saglam bir temel olusturmaya yönelik felsefi agirlikli çalismalar genisleyerek devam etmistir. Russell, Poincaré, Hilbert ve Brouwer gibi matematikçiler bu konudaki görüsleriyle katkida bulunmuslardir.
Russell, matematik ile mantigin özdes oldugunu kanitlamaya çalismistir. Matematigin, sayi gibi kavramlarini, toplama ve çikarma gibi islemlerini, küme, degilleme, veya, ise gibi mantik terimleriyle ve matematigi ise "p ise q" biçimindeki önermeler kümesiyle tanimlamistir.
Hilbert'e göre ise, matematik soyut nesneleri konu alan simgesel bir sistemdir; mantiga indirgenerek degil, simgesel aksiyomatik bir yapiya dönüstürülerek temellendirilmelidir.
Sezgici olan Brouwer de matematigin temeline, kavramlara somut içerik saglayan sezgiyi koyar; çünkü matematik bir teori olmaktan çok zihinsel bir faaliyettir.
Poincaré'ye göre de matematigin temelinde sezgi vardir ve matematik kavramlarinin tanimlanmaya elverisli olmasi gerekir.
Yine bu dönemin en orijinal matematikçileri olarak Dedekind ve Cantor sayilabilir. Dedekind erken tarihlerden itibaren irrasyonel sayilarla ilgilenmeye baslamis, rasyonel sayilar alaninin sürekli reel sayilar biçimine genisletilebilecegini görmüstür. Cantor ise, bugünkü kümeler kuraminin kurucusudur.
c.Astronomi
Bu dönemde astronomi alaninda yildizlar ve evrenin yapisina iliskin çalismalar artarak devam etmis ve evrenin olusumuna iliskin Büyük Patlama Kurami ortaya atilmistir. Diger taraftan, insanin bu evrende yalniz olup olmadigi tartisilmis ve bunu belirlemeye yönelik çesitli projeler gelistirilmistir.
Yine bu dönemde gezegenlere iliskin çalismalar da ön plana çikmis ve 1930 yilinda Tombaugh tarafindan Plüton gezegeni ve daha sonra da bu gezegenin uydusu Charon bulunmustur.
d. Fizik
Bu dönemde Görelilik ve Kuantum kuramlarinin ortaya çikmasiyla birlikte, fizik alani kavram ve kuramlari açisindan yeni temellere oturtulmustur. Atom alti parçaciklarin bulunmasindan sonra Atom Kurami bütünüyle yeni bir görünüme kavusmustur.
e. Kimya
Bu dönemde kimya, sanayinin belkemigi haline gelmistir; ancak kimya çalismalari sadece sanayide degil, tip basta olmak üzere degisik bilim dallarinda da önemli rol oynamistir. Atom konusundaki çalismalar, genetik ile ilgili çalismalari ve canlilarin temel maddesi konusunda yapilan arastirmalari büyük ölçüde etkilemistir.
f. Biyoloji
Bu dönemde hücrenin yapisi ve islevlerine iliskin çalismalar biyolojiyi büyük ölçüde etkilemistir. Bunun yani sira genetik alaninda çok önemli adimlar atilmis ve özellikle son dönemde yapilan arastirmalarla klonlama yöntemine götüren yol açilmistir.
Ayrica kimyaya dayanan hormon çalismalari tarim alanindaki verimi arttirmis ve canlilarin kökeni ve evrimiyle ilgili arastirmalar, yeni bilimsel bulgularla güç kazanmistir.
g. Jeoloji
Bu dönemde jeoloji iki gelismeden büyük ölçüde etkilenmistir. Teknolojik atilim, radyometrik tarihleme yönteminin uygulanmasinda, kayaç ve minerallerin kimyasal çözümlenmesinde ve sismolojik incelemelerde büyük ilerlemelere yol açmistir. Levha tektonogi ise bu yüzyilin ikinci yarisindan sonra yerbilimlerinin hemen bütün dallarinda büyük dönüsümlerin gerçeklesmesine neden olmustur.
h. Tip
Bu dönemde tip alaninda yogun bir uzmanlasma görülmektedir. Artik genel olarak tip degil pediatri, oftalmoloji, kardiyoloji ve ilerleyen süreç içerisinde genetik ve embriyoloji çalismalari yogunlasmistir.
Yirminci yüzyil tibbinin en önemli özelligi, gelisen teknolojiyi çok iyi kullanmasi ve teshis ve tedavide daha kesin ve ayrintili sonuçlar elde etmesidir. Mikroskobun olaganüstü bir sekilde gelismesiyle baslayan süreç röntgenle devam etmistir.
i. Teknik
Yirminci yüzyil teknik alaninda önemli gelismelere sahne olmustur. 1903 yilinda Wright kardesler Flyer I ismini verdikleri ilk uçakla yerden havalanmis ve 59 saniye süreyle 260 metre uçmusladir. Daha sonraki yillarda gaz tribünleriyle donatilan jet uçaklari, 1960'larda ses üstü hizlara ulasmislardir.
1895'te X isinlarinin bulunmasiyla baslayan bir dizi bulus nükleer çagin kapisini açmistir. 1938'de atom çekirdeginin parçalanmasi sonucunda açiga çikan muazzam enerjinin kullanim sekilleri, bilim adamlarinin topluma karsi sorumlulugu konusunu gündeme getirmistir.
Enrico Fermi'nin 1942'de ?ikago Üniversitesi'nin spor sahasinda kurmus oldugu küçük bir reaktörde zincirleme çekirdek reaksiyonlarinin denetimini basarmasi, elektrik enerjisi üreten reaktörleri gündeme getirmisken, 6 Agustos 1945'de Hirosima'ya atilan atom bombasi, insanlarin bilim ve teknolojiye bakislarini ciddi sekilde sarsmistir. Ancak bilimsel ve teknolojik bilginin üretilmesi ile kullanilmasi, birbirlerinden oldukça farkli süreçlerdir ve bunlarin üretiminden sorumlu tutulabilecek bilginlerin kullanimindan da sorumlu tutulmasi dogru degildir.
k. Uzayin Kesfi
Uzaya seyahat edebilmek sadece roketlerle mümkün oldugundan, roket gelisiminin tarihi, bir bakima uzay uçuslarinin tarihi olarak görülebilir. Ilk roketin ne zaman yapildigi bilinmemekle birlikte, onun bir Çin bulusu oldugu söylenmektedir. 1232 yilinda Çinliler Mogollari uçan atesli oklarla geri püskürtmüslerdir. 1379'da ise Venedikliler ve Cenevizliler arasinda yapilan bir savasta kaba bir roket kullanilmistir. 19. yüzyil savas roketlerinin genis ilgi gördügü bir yüzyildir. Büyük Britanyali Sir William Congreve, Napolyon savaslarinda ve 1812 savasinda kati yakitli itici kuvvetle çalisan bir roket gelistirmistir. Ancak akaryakitli roketlerin kullanilmasi ile uzaya seyahatin mümkün olacagini savunan ve bu konuda ilk bilimsel eseri yayinlayan kisi Constantin Tsiolkovsky adli bir Rus bilim adamidir. Onun bu çalismasi ciddiye alinmazken, Robert H. Goddard adinda bir Amerikali ve Hermann adinda Romanya asilli bir Alman ayri ayri çalisarak modern roket biliminin temellerini atmislardir. Ayrica Oberth adinda bir bilgin Dünya'dan bir cismin baska bir aleme gitmesi ile ilgili teorilerini ve formüllerini bir kitapta toplamis ve bu kitaptan esinlenerek Almanya'da Uzaya Seyahat Kurumu kurulmustur. Goddard ise, uzun süre üzerinde çalistigi konu ile ilgili görüslerini bir rapor olarak yayinlamistir. 1919'da çikan bu raporda Ay'a atilacak bir roketten de söz edilmektedir. 1926'da bir deney roketi hazirlamis ve bu roket yaklasik 60 metre kadar havalanmistir. 1929 yilinda ise Goddard, içinde barometre, termometre gibi ölçü araçlarinin ve bir fotograf makinasinin bulundugu ilk roketi havaya firlatmistir.
Füzecilik ve uzay yolculugu denildiginde akla ilk gelen isim kuskusuz Wernher von Braun'dir. Goddard ve Oberth'in çalismalarindan haberdar olan Von Braun, Uzaya Seyahat Kurumu'nda füze denemeleri yapmis daha sonra Alman Hava Kuvvetleri hesabina çalismis ve bu is için bir füze üssü kurulmustur.
Bu çalismalar sonucunda Ikinci Dünya Savasi'nin en güçlü silahi olan V-2 roketleri dogmustur. Savastan sonra von Braun planlari ile birlikte Amerika'ya kaçmis ve Kaliforniya'da kurulan Cape Canaveral (simdiki adi Cape Kennedy) Uzay Arastirmalari Merkezi'nde çalismaya baslamistir.
4 Ekim 1957 tarihinde ise Ruslar dünyanin ilk yapay uydusu olan Sputnik-1'i Dünya'nin yörüngesine oturtmayi basardilar. 31 Ocak 1958'de ilk Amerikan yapay uydusu yörüngeye oturtuldu ve uzaya uydu gönderilmesi bu tarihten sonra bas döndürücü bir hizla devam etti.
Amerikalilar, uzay çalismalarini bir çati altinda toplamak için Ekim 1958'de NASA'yi (Ulusal Havacilik ve Uzay Dairesi) kurdular. 12 Nisan 1961'de ilk defa uzaya insanli bir roket firlatildi. Vostok-1 adli roketle birlikte uzaya çikan bu ilk insan Rus Yuri Gagarin idi. 21-27 Aralik 1968'de Frank Borman, James Lowel ve William Anders, Ay çevresini Apollo-8 ile dolastilar ve inise uygun yerleri tesbit ettiler. 20 Temmuz 1969 günü ise, Neil Armstrong, Edwin Aldrin ve Michael Collins idaresi altindaki Apollo-11 uzay araci Ay'in Sessizlik Denizi denilen issiz bir düzlügüne inmeyi basardi ve Neil Armstrong, Ay'a ilk ayak basan insan ünvanini elde etti. Bu basari, gezegenlere gönderilen insansiz arastirma gemileri ve 1981'de uzay mekiginin gelistirilmesiyle sürdü.
l. Bilgisayar
Insanoglunun ilk hesap makinesi abaküslerdir ve abaküse benzeyen ilk araçlar bundan 3000 sene önce kullanilmistir. Otomatik hareketlerden yararlanan ilk toplama makinesini Blaise Pascal gelistirmistir. Pascal bu makineyi tasarlarken, bir tarafa dogru döndürülen disli çarklarin hareketinden faydalanmistir. Daha sonra Leibniz ayni prensiple çarpma islemi de yapabilen bir makine daha gelistirmistir.
Hesaplamada elektronik sistemin öncüsü Ingiliz bilim adami Charles Babbage'dir. Babbage'nin Analitik Motor adini verdigi cihaz belli bir programlama içinde hesaplari otomatik olarak yapabilmekteydi.
Gerçek anlamda bilgisayarlar 1941 yilinda Berlin'de Kondrad Zuse tarafindan gelistirilmistir. Onun yaptigi bilgisayar elektron lambalarindan olusuyordu ve ayni yillarda Busines Machines Corporation adli firmanin yaptigi otomatik bilgisayardan çok daha hizli çalisiyordu.
1946'da, Amerikali J. Presper Erchert ve John W.Mauchly, yüksek islem hizina sahip tam elektronik ilk sayisal bilgisayari gelistirdiler. 17500 civarinda elektron tüpü, 1500 röle, 70000 direnç ve 10000 kondansatörden olusmus 30 ton agirligindaki bu dev makina, on haneli besbin sayiyi bir saniye içinde toplayabiliyordu. Sonraki yillarda inanilmaz bir süratle gelistirilen bilgisayarlar, bilgiyi çabuk ve dogru bir sekilde isleme ve saklama özellikleri nedeniyle, kisa sürede günlük hayatin ayrilmaz bir parçasi haline geldiler. Bilgi üretimi ve dolasimi hizlandi. Bu gelismeler sayesinde, bir toplumun bütün bireylerinin bilgiye kolayca ulasmalari ve onu tüketmeleri mümkün oldu. Bilgi toplumunun olusumunu hizlandiran bu gelismelerin yanisira, basimevlerinden uzay gemilerine kadar hemen bütün makina ve araçlarin kontrolünü de bilgisayarlar üstlenmeye basladi. Böylece insanlar uzun süre alan ve oldukça karmasik olan yorucu ve biktirici islerden kurtuldular.
(Aydinlanma Dönemi)
Aydinlanma, insanin kendi akli ve deneyimleri ile geleneksel görüsler ve ön yargilardan kurtulmak ve akla dayanarak, dünyayi kavramak düzenlemeye çalismaktir. Bu anlamda Aydinlanma Çagi insan aklinin bagimsiz olmasi gerektigi düsüncesine dayanir. Öyleyse benimsenmesi gereken tavir inanmak degil, bilmek olmalidir.
Bu genel belirlemeden anlasildigi üzere, burada sorgulanmak istenen insan varliginin anlami ve bu Dünya'daki yeridir. Nitekim Aydinlanma'nin geleneksellesmis bir tanimini veren Kant'a göre Aydinlanma, insanin kendi kusurlari sonucu düsmüs oldugu olumsuz durumdan, yine kendi aklini kullanmak suretiyle çikma çabasidir. Gerçekte insan içinde bulundugu olumsuz duruma aklin kendisi yüzünden degil, ama onu gerektigi gibi kullanmayi bilmemesi yüzünden düsmüstür. Bu yönüyle Aydinlanma'nin, Ortaçag düsüncesine ve yasam anlayisina karsit bir dünya görüsü olarak ortaya çiktigi görülmektedir.
Aydinlanma'nin temel özelliklerinden birisi de, doga ile akil arasinda bir uygunluk oldugunu ve akilsal yapida olan bu dogayi aklin rahatlikla kavrayabilecegidir.
a. Doga ve Bilgi Felsefesi
Bu dönemde bilginin dogasina iliskin tartismalar yogunlasmis ve Tümevarim Yöntemi Hume tarafindan sorgulanmistir. Fransiz ansiklopedistlerinden D'Alembert ve Diderot gibi arastirmacilar Rönesans'tan bu yana üretilen yeni bilimsel bilgi birikimini, Ansiklopedi adli yapitta bir araya getirmeye çalismislardir.
b. Matematik
Bu dönemde Euler ve Lagrange integral ve diferansiyel hesabina iliskin on yedinci yüzyilda baslayan çalismalari sürdürmüs ve bu çalismalarin gök mekanigine uygulanmasi sonucunda fizik ve astronomi alanlarinda büyük bir atilim gerçeklestirilmistir. Mesela Lagrange, Üç Cisim Problemi'nin ilk özel çözümlerini vermistir.
* Leonardo da Vinci
Rönesans'in habercilerinin basinda gelen Leonardo da Vinci (1452-1519) sistematik bir egitim görmemis olmasina karsin, bilgi dagarcigini iyi gelistirmis ve bilim ve teknolojiye önemli katkilarda bulunmus ansiklopedik nitelikte bir bilim adamidir. Leonardo, öncelikle bir ressam olarak ad yapmistir; onun muhtesem yapitlari bazi kiliselerin duvarlarini; günümüzdeki önemli müzeleri süslemektedir. Ancak resim çalismalarini saglikli bir sekilde yürütebilmek için bir seri anatomi ve perspektif çalismalari yapmak ihtiyacini hissetmistir. Bu çalismalardan perspektifle ilgili olanini Leon Battista Alberti ve Pietro della Francesco gibi devrinin matematikçileriyle birlikte yürütmüstür. Bunlardan Francesco matematigin yani sira resimle de ilgilenmistir.
Diger yandan Leonardo, yapi bilgisine gereksinme duymus ve basta insan yapisi olmak üzere bazi canli yapilari kapsayan bir anatomi çalismasi yürütmüstür. Bu çalismalarinda enjeksiyon teknigini uygulayarak, yani dokular arasina kisa zamanda donan bir maddeyi zerkederek, yapiyi tespit edip, onu en ince ayrintisina kadar, en dogru sekilde belirlemeye çalismistir. Bu gayretleri sonucunda, özellikle kalp, mide, muhtelif damarlar ve kaslarin yapisini günümüze uygun olarak belirlemeyi basarmistir. Kalbin kapakçiklari ve hareketi üzerinde dikkatini yogunlastirarak, kalbin adeta bir tulumba seklinde çalistigini belirtmistir.
Leonardo anatomi çalismalarini karsilastirmali olarak yürütmüs, insanin anatomik yapisi ile muhtelif hayvanlarin anatomik yapilarini karsilastirmistir. Bunlardan biri de atlarin bacak ve ayak kemikleri ile insaninki arasinda yaptigi ilginç ve günümüzde de dogru olarak kabul edilen karsilastirmasidir.
Teknoloji ile ilgili olarak bazi projeler gelistiren Leonardo, kuslarin kanat ve kas yapisindan hareketle, insanlarin da belli bir düzenek sayesinde uçabilecegi anlayisini gelistirmis ve bu yolda bazi arastirmalar yapmistir. Ayni sekilde baliklar gibi, insanlarin da denizin altinda yasayabilecegini varsayan Leonardo'nun ilk denizalti projelerini gelistirdigi görülmektedir.
Leonardo bir ressam, bir bilim adami ve bir mühendistir; ancak o günlerde yaygin olarak kabul gören hümanizm görüsünü de desteklemis ve klasik Yunan düsünürlerinin ve yazarlarinin yeniden incelenmesi ve benimsenmesi gerektigini hararetle savunmustur. Ona göre bilim adamlari tipki Aristoteles ve Platon gibi, kendi düsüncelerini hiçbir etki altinda kalmadan gelistirmeli ve savunmalidir.
On altinci yüzyil bilimlerde otoritelerin yikildigi bir dönemdir; astronomide Batlamyus sistemi yikilirken, tipta Galen otoritesi son bulmustur.
c. Astronomi
Yakin dönem astronomi çalismalarinin genellikle üç alanda yogunlastigi görülmektedir:
1. Özellikle Herchell ve Halley'in yapmis olduklari gözlemler sonucunda Günes sistemine iliskin gözlemsel veriler artmistir.
2. Astronominin kuramsal yönünü olusturan ve elde edilen gözlemsel verileri degerlendirerek gökcisimlerinin hareketlerinin matematiksel açiklamasini veren dinamik astronomi gelismistir. Mesela Laplace, Günes sistemindeki bütün gezegenlerin hareketlerinin matematiksel olarak gösterilebilecegini öne sürmüstür.
3. Fizik ve kimya alanlarinda yapilan arastirmalar sonucunda elde edilen veriler dogrultusunda yildizlarin yapisini inceleyen astrofizik ve evrenin yapisini inceleyen kozmoloji gibi yeni bilim alanlari ortaya çikmistir. Özellikle astrofizikte Frounhofer ve Kirchoff'un, kozmolojide ise Kant ve Laplace'in yapmis oldugu arastirmalar çigir açici niteliktedir.
d. Fizik
Bu dönemdeki fizik arastirmalarinin özellikle elektrik konusunda yogunlastigi ve Gilbert ve Otto von Guericke'in ardindan, Du Fay, Franklin, Cavendish, Coulomb, Galvani, Ampere ve Volta'nin çalismalari sonucunda elektrigin bagimsiz bir fizik dali olarak ortaya çiktigi görülmektedir.
Ayrica, ses, isik, isi ve enerjinin dogasini açiklamaya yönelik çalismalar yogunlasmis ve bu fiziksel varliklar arasindaki iliskiler matematiksel olarak gösterilmistir.
Dalton, kimyasal tepkimeleri açiklamak için Atom Kurami'ni, Young ise isiga iliskin çagdas Dalga Kurami'ni gelistirmistir.
f. Biyoloji
Bu dönemde doga bilimlerinden botanik ve zooloji alanlarindaki çalismalar gelismis ve özellikle Darwin'in dedesi Erasmus Darwin ve Lamarck'in yapmis oldugu arastirmalar sonucunda, yeni bitki ve hayvan türlerinin olusumunu açiklamaya yönelik Evrim Kurami'nin temelleri atilmistir.
g. Cografya
Bu dönemde on besinci yüzyilda baslayan cografî kesifler, Cook 'un özellikle Antarktika ve Dünya'nin diger bölgelerine yapmis oldugu gezilerle tamamlanmistir.
h. Teknik
Bu dönemde Sanayi Devrimi'nin temelleri atilmis ve bu sayede üretime makinalar hakim olmaya baslamistir. Deniz ve kara araçlarinin yani sira, hava araçlari da gelistirilmistir. Montgolfier Kardesler'in bu alandaki çalismalari sonucunda havaciliga ve uzay çalismalarina giden yol açilmistir.
Kimyanin gelismesine bagli olarak madencilik ve :-):-):-):-)lurji sanayi de ilerlemis ve üretim biçimi ve buna bagli olarak ürün verimi köklü bir degisim geçirmistir. Ayrica tarimda da sanayilesme sürecine girilmistir.
B. On Dokuzuncu Yüzyilda Bilim ( Endüstri Devrimi ve Bilim )
Endüstri Devrimi Ingiltere’de buharli makinelerin kullanilmasiyla baslar. Insan ve hayvan gücü yerine buhar ve elektrik gücüyle çalisan fabrikalarin kurulmasiyla büyür.
Bu dönemin önde gelen özelliklerinden birisi bilimle teknolojinin yakinlasmaya baslamasidir. Özellikle bu yüzyilin ikinci yarisindan sonra, bilimsel bilgi birikimi, gündelik ihtiyaçlarin karsilanmasi maksadiyla teknolojinin hizmetine verilmis ve teknolojideki gelismeler yerlesik yasam biçimlerini degistirmeye baslamistir. Örnegin, kuramsal elektrik arastirmalarindan elde edilen sonuçlar, hemen elektrik dinamosu ve motoruna, telgrafa, telefona ve diger cihazlara dönüstürülmüs ve bunlarin yayginlasmasiyla Dünya yeni bir çehre kazanmaya baslamistir.
Bu dönemin en önemli gelismelerinden birisi, üretime yönelik arastirma laboratuarlarinin kurulmasidir. Bu laboratuarlarda gelistirilen ürünler, bunlara bagli olan fabrikalarda seri olarak üretilmis ve satisa sunulmustur. Özellikle ABD'deki sanayi atiliminda, gerek devlet ve gerekse özel tesebbüs eliyle kurulan dev arastirma laboratuarlari etkin rol oynamislardir.
Bilimlerle felsefenin birbirlerinden kesin sinirlarla ayrildigi bu yüzyilda, bilimlerde uzmanlasmanin basladigi ve bilgi üretiminin ivmesinin inanilmayacak boyutlarda arttigi görülmektedir. Artik daha önceki devirlerde oldugu gibi bilimin bütün sahalarinin bilinmesinin ve hattâ taninmasinin imkani kalmamis, bilim adamlari ögrenme ve arastirma faaliyetlerini bir ya da birkaç saha ile sinirlandirmaya baslamislardir.
Bu yüzyilda, çesitli alanlarda elde edilen bulgulara dayanarak büyük çapli bilimsel kuramlar dogmustur. Fizikteki termodinamik ve elektromagnetik kuramlari ile biyolojideki evrim kurami bir alanin sinirlarini asmis ve birçok uzmanlik sahasinda tartisilir hale gelmistir.
Dönemin en belirgin özelliklerinden bir digeri de, neredeyse Rönesans'tan beri beslenen bilim sevgisinin bu dönemde had safhaya ulasmasidir. Insanlar birbiri ardisira gelen bilimsel ve teknolojik gelismelerden büyük ölçüde etkilenmis, bilime büyük bir tutku ile baglanmis ve bilimin her sorunun çaresini bulacagina inanmislardir. Bu hayranlik ve iyimserlik, 20. yüzyilin ortalarina degin büyüyerek sürmüstür.
EVRIM KURAMI VE DARWIN ( Ek2)
C. Yirminci Yüzyilda Bilim ( Çagdas Bilim )
Yirminci yüzyili bilimsel gelismeler açisindan sicagi sicagina degerlendirmek bilim tarihçileri açisindan oldukça güçtür. Bunun nedenlerinden birisi, bilimlerdeki gelismelerin henüz tamamlanmamis olmasi ve henüz önemi kavranamayan bazi buluslarin ileride yaratabilecekleri büyük gelismeleri bugünden kestirmenin oldukça güç olmasidir. Dolayisiyla önemsiz olani önemli olanin önüne alma gibi bir hatanin yapilma olasiligi vardir. Ancak fizikteki Kuantum Kurami ile Görelilik Kurami'nin ve astrofizikteki Büyük Patlama Kurami'nin bu dönemin en önemli buluslari oldugunu söylemek mümkündür.
EINSTEIN Devrimi ( Özel Relativite Teorisinin Dogusu ) ( Ek3)
KUANTUM TEORISI ve Atom Fiziginin Dogusu ( Ek4)
a. Doga ve Bilgi Felsefesi
On dokuzuncu yüzyildan itibaren bilimde ortaya çikan olaganüstü gelismeler, bilimin kendisini de felsefî bir sorun haline getirmis, bilimin kavramlarini ve yöntemini, felsefî açidan anlamak ve anlamlandirmak üzere çesitli görüsler ileri sürülmüstür.
Bilimsel alanlari ürün ve etkinlik açisindan degerlendirme çalismalari yapilmis ve özellikle bilimsel kuramlarin mantiksal yapilari bakimindan tutarliliginin denetlenmesi ve bilimsel önermelerin yapi ve içerik açisindan tasimasi gereken özelliklerinin bir standarda baglanmasi gerektigi savunulmustur.
Bilimi etkinlik açisindan ele alan çalismalarda ise özellikle kuram seçiminin hangi ölçütlere göre yapilmasi gerektigi tartisilmistir. Yeni Pozitivizm veya Viyana Çevresi bilim önermelerinin dogruluk degerlerinin Dogrulama Ilkesi açisindan belirlenmesi gerektigini savunurken, Popper ise Yanlislama Ilkesi'ne göre belirlenmesi gerektigini vurgulamistir. Bilimi bir etkinlik olarak gören Kuhn ise, bilimsel gelismenin ayni zamanda bilim topluluklarinin sosyal yapisiyla da ilgili oldugunu vurgulayarak, bilimin felsefî boyutunun yaninda sosyolojik boyutunun olduguna da dikkat çekmistir.
b. Matematik
Bu dönemde matematige daha saglam bir temel olusturmaya yönelik felsefi agirlikli çalismalar genisleyerek devam etmistir. Russell, Poincaré, Hilbert ve Brouwer gibi matematikçiler bu konudaki görüsleriyle katkida bulunmuslardir.
Russell, matematik ile mantigin özdes oldugunu kanitlamaya çalismistir. Matematigin, sayi gibi kavramlarini, toplama ve çikarma gibi islemlerini, küme, degilleme, veya, ise gibi mantik terimleriyle ve matematigi ise "p ise q" biçimindeki önermeler kümesiyle tanimlamistir.
Hilbert'e göre ise, matematik soyut nesneleri konu alan simgesel bir sistemdir; mantiga indirgenerek degil, simgesel aksiyomatik bir yapiya dönüstürülerek temellendirilmelidir.
Sezgici olan Brouwer de matematigin temeline, kavramlara somut içerik saglayan sezgiyi koyar; çünkü matematik bir teori olmaktan çok zihinsel bir faaliyettir.
Poincaré'ye göre de matematigin temelinde sezgi vardir ve matematik kavramlarinin tanimlanmaya elverisli olmasi gerekir.
Yine bu dönemin en orijinal matematikçileri olarak Dedekind ve Cantor sayilabilir. Dedekind erken tarihlerden itibaren irrasyonel sayilarla ilgilenmeye baslamis, rasyonel sayilar alaninin sürekli reel sayilar biçimine genisletilebilecegini görmüstür. Cantor ise, bugünkü kümeler kuraminin kurucusudur.
c.Astronomi
Bu dönemde astronomi alaninda yildizlar ve evrenin yapisina iliskin çalismalar artarak devam etmis ve evrenin olusumuna iliskin Büyük Patlama Kurami ortaya atilmistir. Diger taraftan, insanin bu evrende yalniz olup olmadigi tartisilmis ve bunu belirlemeye yönelik çesitli projeler gelistirilmistir.
Yine bu dönemde gezegenlere iliskin çalismalar da ön plana çikmis ve 1930 yilinda Tombaugh tarafindan Plüton gezegeni ve daha sonra da bu gezegenin uydusu Charon bulunmustur.
d. Fizik
Bu dönemde Görelilik ve Kuantum kuramlarinin ortaya çikmasiyla birlikte, fizik alani kavram ve kuramlari açisindan yeni temellere oturtulmustur. Atom alti parçaciklarin bulunmasindan sonra Atom Kurami bütünüyle yeni bir görünüme kavusmustur.
e. Kimya
Bu dönemde kimya, sanayinin belkemigi haline gelmistir; ancak kimya çalismalari sadece sanayide degil, tip basta olmak üzere degisik bilim dallarinda da önemli rol oynamistir. Atom konusundaki çalismalar, genetik ile ilgili çalismalari ve canlilarin temel maddesi konusunda yapilan arastirmalari büyük ölçüde etkilemistir.
f. Biyoloji
Bu dönemde hücrenin yapisi ve islevlerine iliskin çalismalar biyolojiyi büyük ölçüde etkilemistir. Bunun yani sira genetik alaninda çok önemli adimlar atilmis ve özellikle son dönemde yapilan arastirmalarla klonlama yöntemine götüren yol açilmistir.
Ayrica kimyaya dayanan hormon çalismalari tarim alanindaki verimi arttirmis ve canlilarin kökeni ve evrimiyle ilgili arastirmalar, yeni bilimsel bulgularla güç kazanmistir.
g. Jeoloji
Bu dönemde jeoloji iki gelismeden büyük ölçüde etkilenmistir. Teknolojik atilim, radyometrik tarihleme yönteminin uygulanmasinda, kayaç ve minerallerin kimyasal çözümlenmesinde ve sismolojik incelemelerde büyük ilerlemelere yol açmistir. Levha tektonogi ise bu yüzyilin ikinci yarisindan sonra yerbilimlerinin hemen bütün dallarinda büyük dönüsümlerin gerçeklesmesine neden olmustur.
h. Tip
Bu dönemde tip alaninda yogun bir uzmanlasma görülmektedir. Artik genel olarak tip degil pediatri, oftalmoloji, kardiyoloji ve ilerleyen süreç içerisinde genetik ve embriyoloji çalismalari yogunlasmistir.
Yirminci yüzyil tibbinin en önemli özelligi, gelisen teknolojiyi çok iyi kullanmasi ve teshis ve tedavide daha kesin ve ayrintili sonuçlar elde etmesidir. Mikroskobun olaganüstü bir sekilde gelismesiyle baslayan süreç röntgenle devam etmistir.
i. Teknik
Yirminci yüzyil teknik alaninda önemli gelismelere sahne olmustur. 1903 yilinda Wright kardesler Flyer I ismini verdikleri ilk uçakla yerden havalanmis ve 59 saniye süreyle 260 metre uçmusladir. Daha sonraki yillarda gaz tribünleriyle donatilan jet uçaklari, 1960'larda ses üstü hizlara ulasmislardir.
1895'te X isinlarinin bulunmasiyla baslayan bir dizi bulus nükleer çagin kapisini açmistir. 1938'de atom çekirdeginin parçalanmasi sonucunda açiga çikan muazzam enerjinin kullanim sekilleri, bilim adamlarinin topluma karsi sorumlulugu konusunu gündeme getirmistir.
Enrico Fermi'nin 1942'de ?ikago Üniversitesi'nin spor sahasinda kurmus oldugu küçük bir reaktörde zincirleme çekirdek reaksiyonlarinin denetimini basarmasi, elektrik enerjisi üreten reaktörleri gündeme getirmisken, 6 Agustos 1945'de Hirosima'ya atilan atom bombasi, insanlarin bilim ve teknolojiye bakislarini ciddi sekilde sarsmistir. Ancak bilimsel ve teknolojik bilginin üretilmesi ile kullanilmasi, birbirlerinden oldukça farkli süreçlerdir ve bunlarin üretiminden sorumlu tutulabilecek bilginlerin kullanimindan da sorumlu tutulmasi dogru degildir.
k. Uzayin Kesfi
Uzaya seyahat edebilmek sadece roketlerle mümkün oldugundan, roket gelisiminin tarihi, bir bakima uzay uçuslarinin tarihi olarak görülebilir. Ilk roketin ne zaman yapildigi bilinmemekle birlikte, onun bir Çin bulusu oldugu söylenmektedir. 1232 yilinda Çinliler Mogollari uçan atesli oklarla geri püskürtmüslerdir. 1379'da ise Venedikliler ve Cenevizliler arasinda yapilan bir savasta kaba bir roket kullanilmistir. 19. yüzyil savas roketlerinin genis ilgi gördügü bir yüzyildir. Büyük Britanyali Sir William Congreve, Napolyon savaslarinda ve 1812 savasinda kati yakitli itici kuvvetle çalisan bir roket gelistirmistir. Ancak akaryakitli roketlerin kullanilmasi ile uzaya seyahatin mümkün olacagini savunan ve bu konuda ilk bilimsel eseri yayinlayan kisi Constantin Tsiolkovsky adli bir Rus bilim adamidir. Onun bu çalismasi ciddiye alinmazken, Robert H. Goddard adinda bir Amerikali ve Hermann adinda Romanya asilli bir Alman ayri ayri çalisarak modern roket biliminin temellerini atmislardir. Ayrica Oberth adinda bir bilgin Dünya'dan bir cismin baska bir aleme gitmesi ile ilgili teorilerini ve formüllerini bir kitapta toplamis ve bu kitaptan esinlenerek Almanya'da Uzaya Seyahat Kurumu kurulmustur. Goddard ise, uzun süre üzerinde çalistigi konu ile ilgili görüslerini bir rapor olarak yayinlamistir. 1919'da çikan bu raporda Ay'a atilacak bir roketten de söz edilmektedir. 1926'da bir deney roketi hazirlamis ve bu roket yaklasik 60 metre kadar havalanmistir. 1929 yilinda ise Goddard, içinde barometre, termometre gibi ölçü araçlarinin ve bir fotograf makinasinin bulundugu ilk roketi havaya firlatmistir.
Füzecilik ve uzay yolculugu denildiginde akla ilk gelen isim kuskusuz Wernher von Braun'dir. Goddard ve Oberth'in çalismalarindan haberdar olan Von Braun, Uzaya Seyahat Kurumu'nda füze denemeleri yapmis daha sonra Alman Hava Kuvvetleri hesabina çalismis ve bu is için bir füze üssü kurulmustur.
Bu çalismalar sonucunda Ikinci Dünya Savasi'nin en güçlü silahi olan V-2 roketleri dogmustur. Savastan sonra von Braun planlari ile birlikte Amerika'ya kaçmis ve Kaliforniya'da kurulan Cape Canaveral (simdiki adi Cape Kennedy) Uzay Arastirmalari Merkezi'nde çalismaya baslamistir.
4 Ekim 1957 tarihinde ise Ruslar dünyanin ilk yapay uydusu olan Sputnik-1'i Dünya'nin yörüngesine oturtmayi basardilar. 31 Ocak 1958'de ilk Amerikan yapay uydusu yörüngeye oturtuldu ve uzaya uydu gönderilmesi bu tarihten sonra bas döndürücü bir hizla devam etti.
Amerikalilar, uzay çalismalarini bir çati altinda toplamak için Ekim 1958'de NASA'yi (Ulusal Havacilik ve Uzay Dairesi) kurdular. 12 Nisan 1961'de ilk defa uzaya insanli bir roket firlatildi. Vostok-1 adli roketle birlikte uzaya çikan bu ilk insan Rus Yuri Gagarin idi. 21-27 Aralik 1968'de Frank Borman, James Lowel ve William Anders, Ay çevresini Apollo-8 ile dolastilar ve inise uygun yerleri tesbit ettiler. 20 Temmuz 1969 günü ise, Neil Armstrong, Edwin Aldrin ve Michael Collins idaresi altindaki Apollo-11 uzay araci Ay'in Sessizlik Denizi denilen issiz bir düzlügüne inmeyi basardi ve Neil Armstrong, Ay'a ilk ayak basan insan ünvanini elde etti. Bu basari, gezegenlere gönderilen insansiz arastirma gemileri ve 1981'de uzay mekiginin gelistirilmesiyle sürdü.
l. Bilgisayar
Insanoglunun ilk hesap makinesi abaküslerdir ve abaküse benzeyen ilk araçlar bundan 3000 sene önce kullanilmistir. Otomatik hareketlerden yararlanan ilk toplama makinesini Blaise Pascal gelistirmistir. Pascal bu makineyi tasarlarken, bir tarafa dogru döndürülen disli çarklarin hareketinden faydalanmistir. Daha sonra Leibniz ayni prensiple çarpma islemi de yapabilen bir makine daha gelistirmistir.
Hesaplamada elektronik sistemin öncüsü Ingiliz bilim adami Charles Babbage'dir. Babbage'nin Analitik Motor adini verdigi cihaz belli bir programlama içinde hesaplari otomatik olarak yapabilmekteydi.
Gerçek anlamda bilgisayarlar 1941 yilinda Berlin'de Kondrad Zuse tarafindan gelistirilmistir. Onun yaptigi bilgisayar elektron lambalarindan olusuyordu ve ayni yillarda Busines Machines Corporation adli firmanin yaptigi otomatik bilgisayardan çok daha hizli çalisiyordu.
1946'da, Amerikali J. Presper Erchert ve John W.Mauchly, yüksek islem hizina sahip tam elektronik ilk sayisal bilgisayari gelistirdiler. 17500 civarinda elektron tüpü, 1500 röle, 70000 direnç ve 10000 kondansatörden olusmus 30 ton agirligindaki bu dev makina, on haneli besbin sayiyi bir saniye içinde toplayabiliyordu. Sonraki yillarda inanilmaz bir süratle gelistirilen bilgisayarlar, bilgiyi çabuk ve dogru bir sekilde isleme ve saklama özellikleri nedeniyle, kisa sürede günlük hayatin ayrilmaz bir parçasi haline geldiler. Bilgi üretimi ve dolasimi hizlandi. Bu gelismeler sayesinde, bir toplumun bütün bireylerinin bilgiye kolayca ulasmalari ve onu tüketmeleri mümkün oldu. Bilgi toplumunun olusumunu hizlandiran bu gelismelerin yanisira, basimevlerinden uzay gemilerine kadar hemen bütün makina ve araçlarin kontrolünü de bilgisayarlar üstlenmeye basladi. Böylece insanlar uzun süre alan ve oldukça karmasik olan yorucu ve biktirici islerden kurtuldular.
Kategori: (Bilim Tarihi) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı