Created by Crazyprofile.com
Image Hosted by ImageShack.us
By ziberkan at 2008-04-22

17/5/2008 · Kategori: T-Tarihi Hikayeler_ Hatiralar

Kızı, Seyit Çavuş destanını anlattı
Görenin aklından çıkmayan ve duyanın hayret ettiği gerçek bir destandır 275 kiloluk gülleyi sırtlanan Seyit Çavuş adlı kahraman. O kahramanın kızı Ayşe Nine yıllar sonra Babası Seyit Çavuş'u anlattı.
17 Mart 2005 09:55

Ayşe Nine'ye hikayesi Çanakkale destanına konu olmuş Koca Seyit'i soruyoruz. 94 yaşındaki Nine 275 kiloluk gülleyi 2 metre yüksekliğindeki topun ağzına yerleştirerek İngiliz donanmasını ateşleyen kahramanı köylülerin yardımıyla anlatıyor:

Mehmet Akif'in "Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın" beyitinin temel taşlarından biri o... 250 bin Çanakkale kahramanı içinde sırtladığı 275 kilo ağırlığındaki topla ingiliz donanmasının kalbi Ocean zırhlısını vuran ve komutanından eratına tüm cepheye moral veren Koca Seyit... Çanakkale Zaferi'nin 90'ıncı yılında VATAN, Onbaşı Seyit Çabuk'un köyünde 94 yaşındaki kızı Ayşe Yıkar'ın yanındaydı. Babasının bir kahraman olduğunu söyleyen ve Atatürk ile Koca Seyit'in fotoğraflarını kucaklayan Ayşe Nine ve Koca Seyit köylüleriyle tarih yazan kahramanı konuştuk.

"Koca Seyit'in kızı Ayşe Hanım'ın evi nerede?" diye soruyoruz. Köylü seferber olmuş bir şekilde "Nine evde, muhtar gelcenizi demiş, sizi bekliyor..." diyor. Ayşe Nine'nin elini öpüp, yamacına oturuyoruz. Kelimeleri güçlükle bir araya getiren Ayşe Nine'ye, "Koca Seyit kimdir?" diye soruyoruz. Gözleri büyüyor "Benim babam, askerdi, kahraman!" diyor.

Koca Seyit'in Çanakkale Savaşı'ndan önce dağlardan kömür taşıdığını, hamalcılık yaptığını anlatmaya başlıyor, torunları tamamlıyor... Köylü hayvanı çamura battığında "Yetiş, Koca Seyit" diye yardım istermiş, Koca Seyit bileklerini bükmeden iki kişiyi birden kaldırırmış... Sözü Koca Seyit'in, 275 kilo ağırlığındaki gülleyi nasıl kaldırdığına getiriyoruz. Ayşe Nine babasıyla gurur duyuyor: "Nası galdırmış, ben bilemedim." Devletten sadece 160 YTL aylık alan Ayşe Nine'yi daha fazla yormuyoruz.

73 yaşındaki Hüseyin Özkaya'ya kulak veriyoruz: "Koca Seyit, babamın arkadaşıydı. Havran'da hamallar 100 kiloluk keten çuvallarından birini zor kaldırırken, o ikisini yüklenirmiş. Tek çuval taşımaktan utanırmış. Çanakkale tarafına baktığında, babama 'Musa Çanakkale koktu bana. Musa insanda ne çok kan varmış' demiş. Babam, Çanakkale'ye baktıktan sonra Koca Seyit'in için için ağladığını anlatırdı."

Paşa huzuruna çağırmış
Köylü Hüseyin Bilgiç anlatıyor: Atatürk, Havran'a geldiğinde Koca Seyit'i çağırtmış. "O kuvvetli yiğidi ben de görem" diye... Zeytin işinde çalıştığından üstü perişanmış. Nüfus müdürünün kıyafetlerini Seyit Dede'ye giydirip, Gazi Paşa'nın huzuruna çıkarmışlar. Atatürk Seyit Dede'ye "O gülleyi bir daha galdırabilir misin?" diye sormuş. Koca Seyit de "Düşmanı görürsem yine galdırırım gumandanım, yoksa galdıramam" demiş. Bunun üzerine Gazi Paşa, "Peki, beni kaldırabilir misin?" diye sorunca; Dedemiz, "Gumandanım sizi dünya kaldıramadı, ben nası galdırırım" diyivermiş. Yani hem güçlüymüş hem de şıpıdık cevapmış.

Hem ödül almamış hem de peksimet hakkını iade etmiş
Sözü Ali Bakirli alıyor: Bizim Seyit Dede düşmanı vurduktan sonra en büyük komutan (Amiral Cevat Paşa) yanına çağırmış tabii... "Oğlum, böyük bir iş yaptın sen. Bundan sonra Onbaşısın. Seni ödüllendireceğiz. Para mı altın mı yoksa kafa iznine çıkmak mı istersin?" diye sormuş. Dedem Seyit de "Bir şey istemem" demiş. Gumandan ısrar edince, "O zaman gumandanım sabahları dağıtılan tayinden (tahinli peksimet) iki tane alabilir miyim?" demiş. Gumandan, "Tamam sabahları sana iki peksimet verilecek" demiş. Dedem, birkaç gün iki peksimet yemiş. Sonra yüreği götürmemiş, tabii eratın hali perişan olunca; "Bana fazla geliyor, ben de sabahları bir peksimet yiyeceğim" deyip hakkından feragat etmiş

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

17/5/2008 · Kategori: T-Tarihi Hikayeler_ Hatiralar

Geçenlerde eski bir tarih dergisinin koleksiyonunu karıştırırken Osmanlılarda sağlıklı yaşama kurallarıyla ilgili bir mektup geçti elime. Mektup, bir dönem Başbakanlık da yapmış bulunan Müşir (Mareşal) Gazi Ahmed Muhtar Paşa'dan Sultan Abdülaziz'in oğlu Yusuf İzzeddin Efendi'ye yollanmış. Tecrübeli, gün görmüş bir generalin, bir dönem talebesi de olan şehzadeye babayanî tavsiyelerinin sizin de ilginizi çekeceğinden eminim. Bu tavsiyelerin bugünkü tıp nazarındaki değerini takdir edecek durumda değilim ama kendi payıma sabah yapılacaklar faslını uyguladığım her seferinde faydasını gördüğümü söyleyebilirim.

Ahmed Muhtar Paşa, velinimeti olan Abdülaziz'in emaneti olan Yusuf İzzeddin Efendi'yle, babasının ölümünden sonra da çok yakından ilgilenmiş, sık sık sinir krizleri geçiren ve düzensiz bir hayat süren Veliahda elinden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışmıştır. Aşağıda özetini sunacağımız mektup, İsmail Hakkı Uzunçarşılı tarafından yayınlanmış olup 1913 tarihlidir. (Kaynak: Resimli Tarih Mecmuası, Sayı: 56, Ağustos 1954, s. 3273-5.)

Mektup işin felsefesini izah etmekle başlıyor: "İyi bir zihin ve iyi bir fikre sahip olmak, iyi, sıhhatli bir vücuda malik olmakla hâsıldır. Vücut sıhhatte oldukça güzel uyku uyunur ve vücut daima akl-ı kâmil ile bulunur. Sıhhatli vücut ise soğuk almak vs. gibi arızî şeylerden sarf-ı nazarla (ki bu misillu şeyler hep tahaffuzla kolayca bertaraf edilmek kabildir) başlu iştiha ile taam etmek ve her sabah vücudu muzır şeylerden kurtarmak ile hasıldır; bu ikisi de taht-ı intizam ile yaşamakla mümkündür."

Özetlersek Paşa, akıl ve beden sağlığını beraber düşünüyor. İyi düşünmek sağlıklı bir vücuda sahip olmaya, sağlıklı bir vücuda sahip olmak da sağlıklı düşünmeye bağlıdır. Sağlığı korumanın anahtarı, soğuk almak gibi vücuda zararlı şeylerden korunmakla, yemeği iştahlı yemekle ve her sabah vücudu, ona geceden kalmış zararlı şeylerden kurtarmakla mümkündür. Tabii düzenli bir hayat sürmek de işin esasını oluşturuyor.

Ahmed Muhtar Paşa, birazdan anlatacaklarını kendi hayatından örneklendiriyor, yani tecrübesini konuşturuyor. Ben onun söylediklerini sadeleştirip maddeler haline getirerek anlaşılmasını kolaylaştıracağım. Bakalım Paşa 24 saati nasıl geçiriyormuş?

1) Her akşam saat 9-10 arasında uyurum.

2) Güneş doğmadan kalkar, namazımı kıldıktan sonra güne başlarım (sadece yaz aylarında namazdan sonra biraz daha uyurum).

3) Devamlı kabız olduğumdan ilaç kullanmak yerine şunları yaparım: Sabah ezanından sonra bir litre ılık suyu içer, sonra sedire uzanırım. 10 dakika kadar ellerimle bağırsaklarımı hareket ettirir ve tuvalete giderek içimin boşalmasıyla dünyaya yeni gelmiş gibi olurum.

4) Ardından banyoya gider, elime bir küçük havlu alır, eşimin eline de bir havlu veririm. Kurnayı sıcak suyla doldururum. Her ikimiz de havluları suya batırıp ıslak havlularla vücudumu tepeden tırnağa ovarız. Bu işlem 3-5 dakika sürer. Ancak bu sırada üşütmemeye özen göstermek gerekir.

5) Derhal bornozumu giyip dışarıda oturur, vücudumu biraz daha ovduktan sonra ellerime bir kıl eldiven giyer ve onunla elimin yetiştiği yerleri ovarım. Sırtımı ise eşim yine kıl eldivenle ovar. 5-6 dakika da bu işlem sürer.

6)Eğer bu sırada vücudum yeterince ısınmamış olursa bir havlu eldiven giyerek biraz da onunla hızlı hızlı ovunarak hararetin vücudun her tarafına yayılmasına özen gösteririm. Daha sonra odama gidip kahvaltımı ederim.

7)Kahvaltım bol sütlü bir çay, rafadan bir yumurta, marmelat ve münasip miktarda ekmekten oluşur.

8)Bütün bunlar tam bir saatimi alır. Sonra yazım varsa yazar, yoksa kitap okumaya geçerim. Yürüyüş yapmayı ihmal etmem.

9)Tam saat 12'de öğle yemeğine otururum. Menüm şöyledir: Bir tabak çorba / Bir tabak et yemeği / İki tabak sebze yemeği / Bir tabak pilav / Muhallebi veya sütlaç (meyveyi, gaz yapıp uykumu kaçırdığı için hemen hemen hiç yemem).

10) Öğle yemeğinden 3-3,5 saat kadar sonra bir bardak çay içerim fakat çayla beraber bir şey yemem.

11)Akşam tam saat 7'de yemeğe otururum. Bu defa yukarıdaki menüden sadece sebze yemekleri eksik olur sofrada.

12)Bu üç öğün arasında kesinlikle bir şey yemem. Hatta yemeklerde su dahi içmem. Sadece pilav yerken bir bardak su içerim.

13) Saat 9 veya 10 oldu mu yatağımdayımdır.

Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın tavsiyeleri bitecek gibi değil. Kulağını çekmeyi ihmal etmez: Cinsel münasebetten mümkün olduğu kadar uzak durmasını tavsiye eder genç Veliahda. Ayrıca "gönül hoşluğu ile çalışma"nın çok sevap olduğunu da ekler sözlerine.

Paşa 80'ini geçkin olarak vefat ettiğine göre tavsiyeleri yerindedir ama Veliahd'ın genç yaşında intihar etmesine (bir rivayete göre babası gibi katledilmesine) engel olamamıştır. Yaşasaydı Vahdettin'in yerine Yusuf İzzeddin padişah olacak, belki de Osmanlı tarihinin bu son sayfası farklı bir şekil alacaktı. Sizin anlayacağınız, Ahmed Muhtar Paşa'nın tavsiyeleri belki de tarihin akışını değiştirecekti...

MUSTAFA ARMAĞAN

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »