17/5/2008 · Kategori: T-Tarihi Hikayeler_ Hatiralar
Kızı, Seyit Çavuş destanını anlattı
Görenin aklından çıkmayan ve
duyanın hayret ettiği gerçek bir destandır 275 kiloluk gülleyi
sırtlanan Seyit Çavuş adlı kahraman. O kahramanın kızı Ayşe Nine yıllar
sonra Babası Seyit Çavuş'u anlattı.
17 Mart 2005 09:55
Ayşe
Nine'ye hikayesi Çanakkale destanına konu olmuş Koca Seyit'i soruyoruz.
94 yaşındaki Nine 275 kiloluk gülleyi 2 metre yüksekliğindeki topun
ağzına yerleştirerek İngiliz donanmasını ateşleyen kahramanı köylülerin
yardımıyla anlatıyor:
Mehmet Akif'in "Sana dar gelmeyecek
makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın"
beyitinin temel taşlarından biri o... 250 bin Çanakkale kahramanı
içinde sırtladığı 275 kilo ağırlığındaki topla ingiliz donanmasının
kalbi Ocean zırhlısını vuran ve komutanından eratına tüm cepheye moral
veren Koca Seyit... Çanakkale Zaferi'nin 90'ıncı yılında VATAN, Onbaşı
Seyit Çabuk'un köyünde 94 yaşındaki kızı Ayşe Yıkar'ın yanındaydı.
Babasının bir kahraman olduğunu söyleyen ve Atatürk ile Koca Seyit'in
fotoğraflarını kucaklayan Ayşe Nine ve Koca Seyit köylüleriyle tarih
yazan kahramanı konuştuk.
"Koca Seyit'in kızı Ayşe Hanım'ın evi
nerede?" diye soruyoruz. Köylü seferber olmuş bir şekilde "Nine evde,
muhtar gelcenizi demiş, sizi bekliyor..." diyor. Ayşe Nine'nin elini
öpüp, yamacına oturuyoruz. Kelimeleri güçlükle bir araya getiren Ayşe
Nine'ye, "Koca Seyit kimdir?" diye soruyoruz. Gözleri büyüyor "Benim
babam, askerdi, kahraman!" diyor.
Koca Seyit'in Çanakkale
Savaşı'ndan önce dağlardan kömür taşıdığını, hamalcılık yaptığını
anlatmaya başlıyor, torunları tamamlıyor... Köylü hayvanı çamura
battığında "Yetiş, Koca Seyit" diye yardım istermiş, Koca Seyit
bileklerini bükmeden iki kişiyi birden kaldırırmış... Sözü Koca
Seyit'in, 275 kilo ağırlığındaki gülleyi nasıl kaldırdığına
getiriyoruz. Ayşe Nine babasıyla gurur duyuyor: "Nası galdırmış, ben
bilemedim." Devletten sadece 160 YTL aylık alan Ayşe Nine'yi daha fazla
yormuyoruz.
73 yaşındaki Hüseyin Özkaya'ya kulak veriyoruz:
"Koca Seyit, babamın arkadaşıydı. Havran'da hamallar 100 kiloluk keten
çuvallarından birini zor kaldırırken, o ikisini yüklenirmiş. Tek çuval
taşımaktan utanırmış. Çanakkale tarafına baktığında, babama 'Musa
Çanakkale koktu bana. Musa insanda ne çok kan varmış' demiş. Babam,
Çanakkale'ye baktıktan sonra Koca Seyit'in için için ağladığını
anlatırdı."
Paşa huzuruna çağırmış
Köylü Hüseyin Bilgiç
anlatıyor: Atatürk, Havran'a geldiğinde Koca Seyit'i çağırtmış. "O
kuvvetli yiğidi ben de görem" diye... Zeytin işinde çalıştığından üstü
perişanmış. Nüfus müdürünün kıyafetlerini Seyit Dede'ye giydirip, Gazi
Paşa'nın huzuruna çıkarmışlar. Atatürk Seyit Dede'ye "O gülleyi bir
daha galdırabilir misin?" diye sormuş. Koca Seyit de "Düşmanı görürsem
yine galdırırım gumandanım, yoksa galdıramam" demiş. Bunun üzerine Gazi
Paşa, "Peki, beni kaldırabilir misin?" diye sorunca; Dedemiz,
"Gumandanım sizi dünya kaldıramadı, ben nası galdırırım" diyivermiş.
Yani hem güçlüymüş hem de şıpıdık cevapmış.
Hem ödül almamış hem de peksimet hakkını iade etmiş
Sözü
Ali Bakirli alıyor: Bizim Seyit Dede düşmanı vurduktan sonra en büyük
komutan (Amiral Cevat Paşa) yanına çağırmış tabii... "Oğlum, böyük bir
iş yaptın sen. Bundan sonra Onbaşısın. Seni ödüllendireceğiz. Para mı
altın mı yoksa kafa iznine çıkmak mı istersin?" diye sormuş. Dedem
Seyit de "Bir şey istemem" demiş. Gumandan ısrar edince, "O zaman
gumandanım sabahları dağıtılan tayinden (tahinli peksimet) iki tane
alabilir miyim?" demiş. Gumandan, "Tamam sabahları sana iki peksimet
verilecek" demiş. Dedem, birkaç gün iki peksimet yemiş. Sonra yüreği
götürmemiş, tabii eratın hali perişan olunca; "Bana fazla geliyor, ben
de sabahları bir peksimet yiyeceğim" deyip hakkından feragat etmiş
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
17/5/2008 · Kategori: T-Tarihi Hikayeler_ Hatiralar
Geçenlerde eski bir tarih dergisinin koleksiyonunu karıştırırken
Osmanlılarda sağlıklı yaşama kurallarıyla ilgili bir mektup geçti
elime. Mektup, bir dönem Başbakanlık da yapmış bulunan Müşir (Mareşal)
Gazi Ahmed Muhtar Paşa'dan Sultan Abdülaziz'in oğlu Yusuf İzzeddin
Efendi'ye yollanmış. Tecrübeli, gün görmüş bir generalin, bir dönem
talebesi de olan şehzadeye babayanî tavsiyelerinin sizin de ilginizi
çekeceğinden eminim. Bu tavsiyelerin bugünkü tıp nazarındaki değerini
takdir edecek durumda değilim ama kendi payıma sabah yapılacaklar
faslını uyguladığım her seferinde faydasını gördüğümü söyleyebilirim.
Ahmed
Muhtar Paşa, velinimeti olan Abdülaziz'in emaneti olan Yusuf İzzeddin
Efendi'yle, babasının ölümünden sonra da çok yakından ilgilenmiş, sık
sık sinir krizleri geçiren ve düzensiz bir hayat süren Veliahda elinden
geldiği kadar yardımcı olmaya çalışmıştır. Aşağıda özetini sunacağımız
mektup, İsmail Hakkı Uzunçarşılı tarafından yayınlanmış olup 1913
tarihlidir. (Kaynak: Resimli Tarih Mecmuası, Sayı: 56, Ağustos 1954, s.
3273-5.)
Mektup işin felsefesini izah etmekle başlıyor: "İyi bir
zihin ve iyi bir fikre sahip olmak, iyi, sıhhatli bir vücuda malik
olmakla hâsıldır. Vücut sıhhatte oldukça güzel uyku uyunur ve vücut
daima akl-ı kâmil ile bulunur. Sıhhatli vücut ise soğuk almak vs. gibi
arızî şeylerden sarf-ı nazarla (ki bu misillu şeyler hep tahaffuzla
kolayca bertaraf edilmek kabildir) başlu iştiha ile taam etmek ve her
sabah vücudu muzır şeylerden kurtarmak ile hasıldır; bu ikisi de taht-ı
intizam ile yaşamakla mümkündür."
Özetlersek Paşa, akıl ve beden
sağlığını beraber düşünüyor. İyi düşünmek sağlıklı bir vücuda sahip
olmaya, sağlıklı bir vücuda sahip olmak da sağlıklı düşünmeye bağlıdır.
Sağlığı korumanın anahtarı, soğuk almak gibi vücuda zararlı şeylerden
korunmakla, yemeği iştahlı yemekle ve her sabah vücudu, ona geceden
kalmış zararlı şeylerden kurtarmakla mümkündür. Tabii düzenli bir hayat
sürmek de işin esasını oluşturuyor.
Ahmed Muhtar Paşa, birazdan
anlatacaklarını kendi hayatından örneklendiriyor, yani tecrübesini
konuşturuyor. Ben onun söylediklerini sadeleştirip maddeler haline
getirerek anlaşılmasını kolaylaştıracağım. Bakalım Paşa 24 saati nasıl
geçiriyormuş?
1) Her akşam saat 9-10 arasında uyurum.
2) Güneş doğmadan kalkar, namazımı kıldıktan sonra güne başlarım (sadece yaz aylarında namazdan sonra biraz daha uyurum).
3)
Devamlı kabız olduğumdan ilaç kullanmak yerine şunları yaparım: Sabah
ezanından sonra bir litre ılık suyu içer, sonra sedire uzanırım. 10
dakika kadar ellerimle bağırsaklarımı hareket ettirir ve tuvalete
giderek içimin boşalmasıyla dünyaya yeni gelmiş gibi olurum.
4)
Ardından banyoya gider, elime bir küçük havlu alır, eşimin eline de bir
havlu veririm. Kurnayı sıcak suyla doldururum. Her ikimiz de havluları
suya batırıp ıslak havlularla vücudumu tepeden tırnağa ovarız. Bu işlem
3-5 dakika sürer. Ancak bu sırada üşütmemeye özen göstermek gerekir.
5)
Derhal bornozumu giyip dışarıda oturur, vücudumu biraz daha ovduktan
sonra ellerime bir kıl eldiven giyer ve onunla elimin yetiştiği yerleri
ovarım. Sırtımı ise eşim yine kıl eldivenle ovar. 5-6 dakika da bu
işlem sürer.
6)Eğer bu sırada vücudum yeterince ısınmamış olursa
bir havlu eldiven giyerek biraz da onunla hızlı hızlı ovunarak
hararetin vücudun her tarafına yayılmasına özen gösteririm. Daha sonra
odama gidip kahvaltımı ederim.
7)Kahvaltım bol sütlü bir çay, rafadan bir yumurta, marmelat ve münasip miktarda ekmekten oluşur.
8)Bütün bunlar tam bir saatimi alır. Sonra yazım varsa yazar, yoksa kitap okumaya geçerim. Yürüyüş yapmayı ihmal etmem.
9)Tam
saat 12'de öğle yemeğine otururum. Menüm şöyledir: Bir tabak çorba /
Bir tabak et yemeği / İki tabak sebze yemeği / Bir tabak pilav /
Muhallebi veya sütlaç (meyveyi, gaz yapıp uykumu kaçırdığı için hemen
hemen hiç yemem).
10) Öğle yemeğinden 3-3,5 saat kadar sonra bir bardak çay içerim fakat çayla beraber bir şey yemem.
11)Akşam tam saat 7'de yemeğe otururum. Bu defa yukarıdaki menüden sadece sebze yemekleri eksik olur sofrada.
12)Bu üç öğün arasında kesinlikle bir şey yemem. Hatta yemeklerde su dahi içmem. Sadece pilav yerken bir bardak su içerim.
13) Saat 9 veya 10 oldu mu yatağımdayımdır.
Gazi
Ahmed Muhtar Paşa'nın tavsiyeleri bitecek gibi değil. Kulağını çekmeyi
ihmal etmez: Cinsel münasebetten mümkün olduğu kadar uzak durmasını
tavsiye eder genç Veliahda. Ayrıca "gönül hoşluğu ile çalışma"nın çok
sevap olduğunu da ekler sözlerine.
Paşa 80'ini geçkin olarak
vefat ettiğine göre tavsiyeleri yerindedir ama Veliahd'ın genç yaşında
intihar etmesine (bir rivayete göre babası gibi katledilmesine) engel
olamamıştır. Yaşasaydı Vahdettin'in yerine Yusuf İzzeddin padişah
olacak, belki de Osmanlı tarihinin bu son sayfası farklı bir şekil
alacaktı. Sizin anlayacağınız, Ahmed Muhtar Paşa'nın tavsiyeleri belki
de tarihin akışını değiştirecekti...
MUSTAFA ARMAĞAN
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »
